Kayıtlar

Fütürizm: İnsanın Geleceği, Geleceğin İnsanı

İnsan, yeryüzüne adım attığı ilk günden beri geleceği hayal ederek yaşadı. Mağara duvarlarına çizilen resimler yalnızca geçmişin kaydı değil, geleceğin tasarımıydı. Ateşi kontrol altına almak, tekerleği icat etmek, gökyüzünü izlemek… Bunların hepsi hayatta kalma çabasının ötesinde, yarını bugünden kurma isteğinin ifadesiydi. Bugün “fütürizm” dediğimiz kavram, aslında insanlıkla yaşıttır. Fütürizm çoğu zaman hız, teknoloji ve makinelerle anılır. Oysa özünde bir soru vardır: İnsan, bundan sonra ne olacak? Bu soru, ilk insanın elindeki taşı yontarken sorduğu soruyla aynıdır. Sadece araçlar değişti; merak aynı kaldı. Sanayi Devrimi ile birlikte gelecek artık yalnızca hayal edilen değil, hesaplanan bir kavrama dönüştü. Zaman hızlandı, mesafeler kısaldı, insan makineyle yan yana çalışmaya başladı. Ancak her ilerleme, beraberinde bir bedel getirdi: yabancılaşma, eşitsizlik ve insanın kendi yarattığı sistemlerin gölgesinde kalması. Yapay zekâ, genetik müdahaleler, dijital kim...

Ömre Bedel Bir Meslek Yolculuğu

Profesyonel kurumsal iş hayatımda 50. yıla, mesleki yaşamımda ise 45. yıla ulaşmanın derin anlamını ve sessiz gururunu yaşıyorum. Bu yalnızca takvim yapraklarının ilerlemesi değil; emekle, sabırla, sorumlulukla ve inançla örülmüş, ömre bedel bir adanmışlığın hikâyesidir. Mesleki hayata adım attığım 1970’li yıllar, işin yalnızca yapılan bir faaliyet değil, bir kimlik ve duruş olarak yaşandığı yıllardı. İşe başlamak; bir kapıdan içeri girerken duyulan sessiz bir heyecan, ceketini düzelterek atılan bilinçli bir adım, mesleğe ve kuruma karşı hissedilen derin bir sorumluluk demekti. O yıllarda iş hayatı, insana yalnızca meslek öğretmez; sabrı, disiplini, saygıyı ve aidiyeti de birlikte inşa ederdi. Zaman içinde iş yaşamının araçları, hızları ve beklentileri değişti; kurumlar dönüştü, roller yeniden tanımlandı. Ancak profesyonel kariyerimi şekillendiren temel ilkelerim değişmedi. Çalışmayı yalnızca sonuç üretmek olarak değil, bir sorumluluk ve emek ahlakı olarak gördüm; mesleği bireysel ...

Yıllar Geçerken Zamansız Kalmak

Önceki yıllarda olduğu gibi 2025 yılı da her birimizde farklı anılar bırakarak geride kaldı. Takvimler 2026 yılını gösteriyor… Ardımızda kalan yıllar, aldığımız yaşlarla birlikte akla gelen aynı soru cümlesi oluyor… “Yıllar nasıl da geçti” cümlesi, çoğu zaman bir iç çekişle akla gelir. Ardında pişmanlık mı vardır, yoksa yalnızca şaşkınlık mı, emin olmak zor. Takvimler ilerler, yaşlar büyür; biz ise aynı soruya dönüp dururuz: Bunca yıl boşa mı geçti? Belki de sorunun kendisi yanlıştır. Çünkü zaman, boşa geçen bir şey değildir; yalnızca yaşanan bir şeydir. Asıl mesele, o zamanın içini neyle doldurduğumuzdan çok, onun bizde neye dönüştüğüdür. Modern hayat bize sürekli “ilerleme” fikrini fısıldar: Daha fazlası, daha hızlısı, daha yenisi… Bu bakış açısıyla geriye dönüp baktığımızda, görünür bir başarı yoksa yılları “kayıp” sayarız. Oysa insan hayatı bir özgeçmişten ibaret değildir. Öğrenilen sabır, kabullenilen yenilgi, sessizce atlatılan acılar özgeçmişe yazılmaz ama ki...

Yeni Çeyrek Asrın Yeni Yılında Geleceğe Dileğimiz…

21. yüzyılın ilk çeyreğini geride bıraktık. İkinci çeyreğine ise artık ilk adımımızı atmış bulunuyoruz. Takvimler 2026 yılını gösteriyor. Geride kalan yıllara baktığımızda; küresel risklere, savaşlara, krizlere ve derin belirsizliklere tanıklık ettiğimizi görüyoruz. Değişim rüzgârlarına göğüs gererek, zaman zaman savrularak ama her defasında ayakta kalmaya çaba göstererek ilerledik. Şimdi ise yüzümüzü, bugüne kadar bildiğimiz pek çok kavramın yeniden tanımlandığı büyük bir bilinmeze çeviriyoruz. Bu belirsizlik sisinin ortasında, önümüzdeki çeyrek asrın yol haritasını çizebilmek; yalnızca öngörü değil, aynı zamanda cesaret istiyor. Bugünün modern dünyasında, toplumsal sorunlara bireysel çıkar penceresinden değil; ortak akıl ve toplumsal çözüm perspektifiyle yaklaşmak, insanlığın en kadim geleneğidir. Bu geleneğin özünde; gönüllülük, zorluklar karşısında vazgeçmemek, sınır tanımayan bir merak, dünyayı değiştiren bir hayal gücü ve her şeyin temeli olan sarsılmaz bir güven vard...

Yapay Zekâ Ne Kadar Güvenilir?

Yapay zekâ, son yıllarda hayatın birçok alanında sık kullanılan yardımcı araç hâline geldi. Ancak aklımızda hep bir soru var… Yapay zekâya ne kadar güvenebilirim? Bu sorunun doğru cevabı, yapay zekânın nasıl çalıştığını ve nasıl çalışmadığını anlamaktan geçer… Bu amaçla, yapay zekâ ürünlerini öne çıkan özellikleri ile değerlendirirsek; Geniş bir veri sistemi üzerinde geliştirildiği için çok çeşitli konularda bilgi edinme, anlama, açıklama, metin oluşturma, düşünce geliştirme gibi ihtiyaçlarda kolaylık sağlayıcıdır. Henüz insan gibi kişisel çıkarları, duyguları, önyargıları yoktur. Diğer bir ifadeyle bir soruya ya da kullanıcıya göre değişen duygusal tepkiler vermez; aynı bilgi setiyle her seferinde tutarlı biçimde cevap üretebilir. Tarafsızlık konusunda da insanlara kıyasla daha denetlenebilir bir yapıya sahip olduğunu söyleyebiliriz. İnceleme, düzenleme, öneri üretme gibi bilişsel görevlerde çok hızlı ve kaynaklara kolay erişilebilir bir araçtır. Bu nedenle üretkenli...

Babaya babalık yapılmaz…

İlk gençlik anılarım gözlerimin önünden akıp gidiyor… Üniversiteyi kazanmış, okula kaydolmuştum. Kredi Yurtlar Kurumuna da öğrenim kredisi almak için başvurmuş, sonucu bekliyordum. Bu süre, 7-8 ayı bulduğundan, ilk krediyi aldığınızda geçen bu sürelerin de ödemesi yapılıyor ve elinize toplu bir para geçiyordu. Üniversiteye başladığım 1973 yılında, her evde buzdolabı ve çamaşır makinesi yoktu. Telli dolaplarda yemekler muhafaza edilir, büyük kazanlarda çamaşırlar yıkanırdı. Rahmetli annem de kazanlarda çamaşırlarımızı yıkar, telli dolaplarda yemeklerimizi muhafaza ederdi. Ben de üniversiteyi kazanmış, eğitime başlamış, Kredi Yurtlar Kurumu’ndan da kredi almaya hak kazanmıştım. Toplu aldığım öğrenim kredisini bankadan alıp, akşam eve geldiğimde babama, anneme çamaşır makinesi ve buzdolabı almak istediğimi söyledim. Babam gülümser gibi baktı ve bir şey söylemedi. Ertesi gün evimize babam, buzdolabı ve çamaşır makinesi alıp, getirmişti. Ben de; “Birlikte alacaktık, bende parasını ö...

Üç tekerlekli bisiklet

Zaman zaman insan bir kenara çekilip, geçmişi akıl süzgecinden geçirmeye başlıyor. Doğruları yanlışları tartmaya, farklı davransaydım nasıl olurdu diye de kendine sormaktan duramıyor. Kendimi bazen çocukluğumu bazen gençliği düşünürken buluyorum. Alınmış kararların sonuçlarını o zaman idrak edemesem de uzaktan değerlendirdiğimde kendime yeni ufuklar kazandırıyorum. Aslında geçmişe yaptığım yolculuklarda geleceğimi kuruyorum demek çok iddialı olmasa gerek. Çocukluğumdan bir anımla devam ediyorum. Bisiklet binme yaşıma geldiğimde babam beni bisiklet almaya Tahtakale’ye götürmüştü. Etrafımda çeşit çeşit rengârenk bisikletler vardı. Hangisine bakacağımı hangisini deneyeceğimi bilmiyor, o bisikletlerin arasında sevinçten havalara uçuyordum. O çocuk sevinci, yazarken bile hala içimden taşıyor. O kadar heyecanlıyım ki, hemen sürmek istediğim iki teker bisikletle birkaç deneme yaptım. Olmadı, dengemi bulamadım, düştüm, canım yandı. Babam da üzerime çok düşüyor, baktı ki, ben ik...