Kayıtlar

Sürdürülebilirlik Çizgisi: Gezegeni Koru, Geleceğe Ortak Ol!..

MÖDAV – Muhasebe Öğretim Üyeleri Bilim ve Dayanışma Vakfı tarafından 16 – 20 Haziran tarihleri arasında Tunceli’de düzenlenen, Munzur Üniversitesi’nin ev sahipliği yaptığı “Sürdürülebilir Kalkınma” temalı XIII. Muhasebe Düşünce Kampına karikatürlerimle yaptığım bir sunumla katıldım. “ÇİZGÖRÜ: Sürdürülebilirlik Çizgisi” başlıklı gerçekleştirdiğim sunumla karikatürlerimle gezegenimizi koruma, geleceğe ortak olma bilincinin oluşturulmasına çizgi sanatının gücüyle katkı vermek istedim. Sürdürülebilirlik, son yılların en çok konuşulan kavramlarından biri haline geldi. Ancak bu kavramı yalnızca çevreyi korumak ya da enerji tasarrufu yapmak şeklinde yorumlamak eksik bir yaklaşım olacaktır. Sürdürülebilirlik; ekonomik büyüme, toplumsal refah ve çevresel sorumluluk arasında kurulmaya çalışılan hassas dengeyi ifade eder. Bugün karşı karşıya olduğumuz iklim krizi, doğal kaynakların hızla tükenmesi ve artan tüketim alışkanlıkları, bu dengeyi korumanın ne kadar önemli olduğunu açıkça göst...

Mutfağın Lezzeti mi, Vitrinin Işığı mı?

Modern çalışma hayatının en eski tartışmalarından biri; işin mutfağında olmak mı daha değerlidir, vitrinde olmak mı? Bir tarafta üretimin görünmeyen kahramanları vardır. Süreci tasarlayanlar, sorunları çözenler, gece yarılarına kadar emek verenler, yani mutfaktakiler. Diğer tarafta ise markanın yüzü olanlar, sunumu yapanlar, sahneye çıkanlar, alkışı toplayanlar, yani vitrindekiler. İdeal dünyada emek ile görünürlük aynı kişide buluşur. Ancak gerçek hayat çoğu zaman böyle işlemez. İş dünyasında değerin ölçülmesi, çoğu zaman üretilen katkının büyüklüğünden çok, o katkının ne kadar görünür olduğuna bağlıdır. Çünkü insanlar sonucu görür, süreci değil. Bir binanın mimarı unutulabilir ama açılış kurdelesini kesen kişi hafızalarda kalır. Bir projenin teknik mimarları aylarca çalışabilir, fakat başarı hikâyesi toplantı salonunda sunumu yapan kişinin adıyla anılabilir. Bu durum adil midir? Tartışılır. Ancak görünürlüğün kendi içinde ayrı bir emek gerektirdiğini de kabul etmek gerekir....

Geleceği Denetlemek

Dünya tarihinin hiçbir döneminde kurumlar bugün karşı karşıya oldukları kadar hızlı, karmaşık ve öngörülmesi güç değişimlerle yüzleşmemiştir. Dijital dönüşüm, yapay zekâ, iklim değişikliği, jeopolitik gerilimler, küresel tedarik zincirlerindeki kırılmalar ve değişen toplumsal beklentiler, iş dünyasının alışılmış dengelerini yeniden şekillendirmektedir. Böyle bir dönemde kurumların en büyük ihtiyacı daha fazla bilgi değil, daha fazla öngörüdür. Çünkü bilgi geçmişi açıklar; öngörü ise geleceğe hazırlanmayı sağlar. Uzun yıllar boyunca denetim, ağırlıklı olarak geçmişte gerçekleşen işlemlerin doğruluğunu ve uygunluğunu değerlendiren bir faaliyet olarak algılandı. Oysa günümüzün gerçekliği, denetimin de tıpkı kurumlar gibi dönüşmesini zorunlu kılmaktadır. Artık denetimin temel sorusu “Ne oldu?” değil, “Ne olabilir?” sorusudur. Denetimin geleceği, risklerin yalnızca tespit edilmesinde değil, kurumların geleceğe hazırlanmasında yatmaktadır. Bugün dünyanın önde gelen şirketleri, yalnız...

ÇİZGİLERDE SAKLI GELECEK

Resim
Bugün, yeni nesili ”Z” kuşağı olarak tanımlıyoruz.   Ardımda kalan geçmişim belleğimde canlanıyor.   Yeni nesilin yaşlarında bizlere de “Zamane Çocuğu” dediklerini hatırlıyorum.   Çocukluğumda bu sözü ne çok duydum. Çoğu zaman bir övgü değildi. Soru sorduğumda, alışılmışın dışına çıktığımda, yeni bir şey denemek istediğimde söylenirdi. “İcat çıkarma” cümlesi ise bu tanımın ayrılmaz parçasıydı. Belki de bugün Z kuşağı diye tanımladığımız gençlerle ortak noktamız tam da burada. Bir zamanlar bize söylenen sözlerin benzerlerini şimdi onlar duyuyor. Biz “zamane çocuğu” idik, onlar başka isimlerle anılıyor. Ama özünde aynı şey devam ediyor: Dünyayı kendilerinden önceki nesilden biraz farklı görme cesareti. Aklıma vakti zamanında çizdiğim bir karikatürüm geliyor, çizgiler gözlerimde canlanıyor. Dijital arşivimden karikatürümü buluyorum. İlk bakışta mizahi bir abartı gibi görünen bu çizim, aslında bugünün ve geleceğin dünyasına dair çok ciddi bir toplumsal uz görü barındırıyor. D...

Aile Şirketlerinde Kurucu Liderin Rol ve Sorumlulukları

Bir aile şirketinde değişimin, dönüşümün kilidi her zaman kurucunun elindedir. Kurucu lider için en zor şey, sıfırdan var ettiği, gecesini gündüzüne katıp büyüttüğü şirketi "bırakma" ya da "başkalarıyla paylaşma" fikridir.   Ancak şirketin nesiller boyu yaşaması, kurucunun  "operasyon liderliğinden" "stratejik akil insanlığa"  ne kadar başarılı geçebildiğiyle doğrudan ilgilidir.   Kurucuların karşılaştığı en büyük ikilem şudur: Şirketi bugünkü noktaya getiren yönetim anlayışını korumak mı, yoksa geleceğin ihtiyaçlarına göre dönüştürmek mi? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yoktur. Ancak günümüz rekabet koşulları, kurucu liderlerin sadece iş geliştiren değil, aynı zamanda gelecek kuşakları hazırlayan liderler olmasını gerektiriyor. Kurucu liderin rol ve sorumluluklarını 4 temel başlık altında değerlendirebiliriz.   1.      "Her Şeyi Yapan" Olmaktan "Yol Açan" Olmaya Geçiş   Şirketin ilk yıllarında kurucu lid...

İki Farkındalık, Tek Gelecek...

Mayıs ayı, doğanın uyanışını ve baharın coşkusunu taşıdığı kadar, küresel ölçekte çok kritik bir mesleki misyonu da sırtlar:  Uluslararası İç Denetim Farkındalık Ayı .  Tüm dünyada iç denetçiler; kurumların sürdürülebilirliği, şeffaflığı ve geleceğe güvenle bakabilmesi adına üstlendikleri o sessiz ama hayati rolü anlatırlar bu ay boyunca. Ancak bu yıl, Mayıs ayının son haftasında takvimler bize çok daha özel, çok daha anlamlı bir rastlantı sundu. Mesleki farkındalığımızın zirve noktası, toplum olarak en saf, en birleştirici bağlarla sarmalandığımız, gönüllerin ve ellerin kenetlendiği  Bayram  günlerine denk geldi.   İlk bakışta biri kurumsal dünyanın rasyonel koridorlarına, diğeri ise toplumsal hayatın en sıcak, en manevi köşelerine ait görünen bu iki kavram, aslında tam kalbinde aynı evrensel değerleri büyütür:  Güven, adalet, dürüstlük ve geleceği koruma arzusu.   Güvenin Kurumsal ve Toplumsal Yansıması Bayramlar, bir toplumda güvenin, ba...

Yeni Dönemin Şirket Gerçeği

İş dünyası uzun yıllar boyunca başarıyı fiziksel varlıkla ölçtü. Erken gelen çalışanlar, dolu toplantı odaları ve gece geç saatlere kadar açık bilgisayar ekranları “adanmışlığın” göstergesi sayıldı. Ancak dünya değişti. Bugün artık şirketlerin karşı karşıya olduğu en büyük mesele yalnızca performans değil; iletişim, güven ve kurum kültürünü sürdürebilmek. Özellikle hibrit çalışma modeliyle birlikte yöneticilik anlayışı da dönüşmek zorunda kaldı. Çünkü aynı ofiste bulunmadan ekip yönetmek, sadece görev dağıtımı yapmakla mümkün olmuyor. Yeni dönemde liderlik; kontrol etmekten çok bağlantı kurabilme becerisine dayanıyor. Çalışanlar artık yalnızca yönlendiren değil, dinleyen yöneticiler görmek istiyor. Çünkü güçlü iletişim kurulamayan ekiplerde motivasyon sessizce düşüyor, aidiyet zayıflıyor ve verimlilik görünenden çok daha hızlı kayboluyor. Kurumsal kültür ise en çok hibrit düzende test ediliyor. Bir şirketin kültürü duvardaki vizyon cümleleriyle değil; toplantı dilinde, ...