Kayıtlar

Yaşam Bütçeniz İdealleriniz için Yetecek mi?

Geçtiğimiz günlerde bir toplantıda bana bir soru soruldu. “Yaşam bütçeniz idealleriniz için yetecek mi?” Bir an durdum. Soru kısa görünüyordu ama aslında çok derindi. Çünkü bu soru, yalnızca “Ne kadar zamanınız kaldı?” diye sormuyordu. Bana biraz da, “Hayatınızın bundan sonrasını neye ayıracaksınız?” diye soruyordu. Yıllardır sivil toplum içinde gönüllülük yapıyor, sorumluluk üstleniyor, kurumların ve mesleklerin gelişimine katkı vermeye çalışıyorum. Bu nedenle soru, ister istemez insanı kendi hayatına dönüp bakmaya davet ediyor. Hayatımın ne kadarını ideallerime ayırdım? Ve bundan sonra ne kadarını ayırabilirim?   Hepimizin bir yaşam bütçesi var Maddi bütçemizi biliriz. Gelirimizi, giderimizi, birikimimizi, yatırımımızı hesaplarız. Ama bir de çoğu zaman hesaplamadığımız başka bir bütçemiz var: Yaşam bütçemiz. Onun para birimi zaman… Sermayesi bilgi ve deneyim… Gücü emek… Teminatı inanç… Ve değeri, hayatımızdan geriye bırakacağımız iz. Bu büt...

İyi Yönetişim ve Dört Mevsim

Mevsimler değişiyor… Bazen farkına varmadan bir yaz akşamından sonbaharın serinliğine geçiyoruz. Sonra kış geliyor; doğa yavaşlıyor, dinleniyor. Ardından bahar… Yeniden uyanış, yeniden hareket, yeniden umut. Doğa bize her yıl aynı şeyi hatırlatıyor: Hiçbir mevsim sonsuza kadar sürmez. Kurumsal hayat da aslında bundan çok farklı değil. Şirketler de büyür, olgunlaşır, zorlanır, dönüşür, yenilenir. Kimi zaman fırsatların yükseldiği bir “bahar”, kimi zaman performansın ve üretkenliğin zirve yaptığı bir “yaz”, kimi zaman sonuçların değerlendirildiği bir “sonbahar”, kimi zaman da yeniden yapılanmanın ve geleceğe hazırlanmanın “kış” dönemini yaşarlar. Burada asıl mesele, kurumun hangi mevsimde olduğu kadar, o mevsimi nasıl yönettiğidir. İyi yönetişim belki de tam burada başlar. İLKBAHAR: Uyanış ve fırsat Bahar, doğanın yeniden doğuşudur. Kurumsal hayatta bahar; yeni fikirlerin, yeni stratejilerin, yeni yatırımların ve yeni fırsatların ortaya çıktığı dönemdir. Bu dö...

Mekânın Gerçek Sahibiyle Kısa Bir Buluşma

Tatil bitti. Şehrin gürültüsü, trafiği, toplantıları ve bitmeyen telaşı yeniden hayatımızın merkezine yerleşti. Tatil sonrası geriye benim zihnimde kalan en güçlü görüntü, ne masmavi bir koy ne de gün batımında uzayan bir sahil manzarası. Denizin tam ortasında, suyun yüzeyinde ağırbaşlı bir zarafetle süzülen bir Caretta Caretta ile göz göze geldiğim o birkaç saniye… Ne bir ses vardı ne de bir hareket. Sadece kısa bir bakışma. Ama bazı karşılaşmalar vardır; birkaç saniye sürer, zihninizde yıllarca kalır. O Caretta Caretta, sanki denizin üzerinde hiç acele etmeden ilerlerken bana tek bir cümle söylüyordu: “Mekân benim.” Belki de asıl mesele tam olarak buydu. Biz insanlar, doğayı çoğu zaman bize ait bir alan gibi görüyoruz. Denizi yüzülecek, kıyıyı kullanılacak, ormanı gezilecek, koyu keşfedilecek bir “kaynak” olarak tanımlıyoruz. Haritalara sınırlar çiziyor, kıyılara tesisler kuruyor, denizlere atık bırakıyor, sonra da bütün bunların ortasında kendimizi doğanın sahibi s...

Geleceğe Çağrı: "Bize Bir Şey Olur" Sorumluluğu

Eylül 2001’di... Türkiye 2001 ekonomik krizinin ağır faturasıyla yüzleşirken, biz Türkiye İç Denetim Enstitüsü olarak mesleğimiz adına tarihsel bir sorumluluğu üstleniyor ve “İç Denetim Dergisi”nin ilk sayısını basıma hazırlıyorduk. Derginin basımının telaşı içindeyken, televizyon ekranlarına düşen görüntüler dünyayı sarsıyordu: ABD’de 11 Eylül saldırıları yaşanıyor, süper güç kabul edilen bir dünya devi kalbinden vuruluyordu. Derginin ilk sayısında kaleme aldığım “Merhaba” başlıklı başyazımda, insanlığın ve toplumların en büyük zafiyetine işaret eden o tanıdık hikâyeyi tam olarak şöyle paylaşmıştım: “Tanrı bir gün melekleri yanına çağırarak 'artık bilimsel çalışacağız' der. Melekler şaşkın, bu sözün ne anlama geldiğini Tanrı’ya sorarlar. Tanrı, insanların ölürken söyledikleri son söz ile ahirette söyledikleri ilk sözlere bakarak, istatistik bir çalışma başlatacaklarını açıklar. Bunun üzerine melekler başlarlar Tanrı’nın söylediği gibi istatistik tutmaya. Bir gün ...

İletişim Zekâsı: Kurumsal Hayatta ve Liderlikte İz Bırakmak

Çağımızın en büyük ironilerinden biriyle karşı karşıyayız: İletişim teknolojilerinin tavan yaptığı, verinin ve iletinin her saniye üzerimize yağdığı bir dünyada, gerçek anlamda "anlaşılabilmek" ve "bağ kurabilmek" giderek zorlaşıyor. Ekranların, raporların, mevzuatın ve durmaksızın akan e-posta trafiğinin arasında kaybolurken, asıl ihtiyacımızın daha fazla bilgi aktarımı değil, daha yüksek bir “İletişim Zekâsı” olduğunu fark ediyoruz. Peki, kurumsal hayatın ve liderliğin merkezinde yer alan bu iletişim zekâsı tam olarak nedir? İletişim zekâsı; sadece düzgün cümleler kurmak, teknik jargona hâkim olmak ya da kürsülerden uzun nutuklar çekmek değildir. Aksine, karmaşık olanı yalınlaştırabilme, karşı tarafın zihin haritasını ve duygusunu okuyabilme, mesajı en vurucu ve insani mecradan muhatabına ulaştırabilme sanatıdır. Görsel ve Duygusal Akıl: Çizginin ve Mizahın Gücü İletişim zekâsının en rafine bileşenlerinden biri, mizahı, çizgiyi ve görsel düşünmeyi süreçl...