Hızlı, erişilebilir ama yakın değil…
Mesajlar anında gidiyor, görüntüler saniyeler içinde paylaşılıyor, fikirler hiç olmadığı kadar dolaşımda. Buna rağmen insan ilişkilerinde belirgin bir uzaklık var. Aynı masada oturup başka dünyalarda yaşayan, aynı cümleyi duyup bambaşka şeyler anlayan bir kalabalığa dönüştük. Hız arttıkça temas azalıyor. Daha hızlıyız. Daha erişilebiliriz. Ama nedense birbirimize daha yakın değiliz. Sorun teknolojide değil; ritimde. Her şey çok hızlı akıyor ama bu hız, durup anlamaya izin vermiyor. Dinlemek, beklemek, düşünmek zaman kaybı gibi görülüyor. Oysa yakınlık tam da bu “yavaş” anlarda kurulur. Göz temasında, sessizlikte, acele edilmeyen cümlelerde… Biz ise hızlanmayı ilerleme sanıyoruz. İletişim hiç bu kadar kolay olmamıştı, ama hiç bu kadar yüzeysel de olmamıştı. Birbirimizin hayatını biliyoruz ama halini bilmiyoruz. Paylaşımlarla temas kurduğumuzu sanıyor, gerçekte ise mesafeliyiz. Yakınlık emek ister; hız ise emeği sabırsızlıkla aşındırır. Bu hız, sadece bireyleri de...