Kayıtlar

ÇİZGİLERDE SAKLI GELECEK

Resim
Bugün, yeni nesili ”Z” kuşağı olarak tanımlıyoruz.   Ardımda kalan geçmişim belleğimde canlanıyor.   Yeni nesilin yaşlarında bizlere de “Zamane Çocuğu” dediklerini hatırlıyorum.   Çocukluğumda bu sözü ne çok duydum. Çoğu zaman bir övgü değildi. Soru sorduğumda, alışılmışın dışına çıktığımda, yeni bir şey denemek istediğimde söylenirdi. “İcat çıkarma” cümlesi ise bu tanımın ayrılmaz parçasıydı. Belki de bugün Z kuşağı diye tanımladığımız gençlerle ortak noktamız tam da burada. Bir zamanlar bize söylenen sözlerin benzerlerini şimdi onlar duyuyor. Biz “zamane çocuğu” idik, onlar başka isimlerle anılıyor. Ama özünde aynı şey devam ediyor: Dünyayı kendilerinden önceki nesilden biraz farklı görme cesareti. Aklıma vakti zamanında çizdiğim bir karikatürüm geliyor, çizgiler gözlerimde canlanıyor. Dijital arşivimden karikatürümü buluyorum. İlk bakışta mizahi bir abartı gibi görünen bu çizim, aslında bugünün ve geleceğin dünyasına dair çok ciddi bir toplumsal uz görü barındırıyor. D...

Aile Şirketlerinde Kurucu Liderin Rol ve Sorumlulukları

Bir aile şirketinde değişimin, dönüşümün kilidi her zaman kurucunun elindedir. Kurucu lider için en zor şey, sıfırdan var ettiği, gecesini gündüzüne katıp büyüttüğü şirketi "bırakma" ya da "başkalarıyla paylaşma" fikridir.   Ancak şirketin nesiller boyu yaşaması, kurucunun  "operasyon liderliğinden" "stratejik akil insanlığa"  ne kadar başarılı geçebildiğiyle doğrudan ilgilidir.   Kurucuların karşılaştığı en büyük ikilem şudur: Şirketi bugünkü noktaya getiren yönetim anlayışını korumak mı, yoksa geleceğin ihtiyaçlarına göre dönüştürmek mi? Bu sorunun tek bir doğru cevabı yoktur. Ancak günümüz rekabet koşulları, kurucu liderlerin sadece iş geliştiren değil, aynı zamanda gelecek kuşakları hazırlayan liderler olmasını gerektiriyor. Kurucu liderin rol ve sorumluluklarını 4 temel başlık altında değerlendirebiliriz.   1.      "Her Şeyi Yapan" Olmaktan "Yol Açan" Olmaya Geçiş   Şirketin ilk yıllarında kurucu lid...

İki Farkındalık, Tek Gelecek...

Mayıs ayı, doğanın uyanışını ve baharın coşkusunu taşıdığı kadar, küresel ölçekte çok kritik bir mesleki misyonu da sırtlar:  Uluslararası İç Denetim Farkındalık Ayı .  Tüm dünyada iç denetçiler; kurumların sürdürülebilirliği, şeffaflığı ve geleceğe güvenle bakabilmesi adına üstlendikleri o sessiz ama hayati rolü anlatırlar bu ay boyunca. Ancak bu yıl, Mayıs ayının son haftasında takvimler bize çok daha özel, çok daha anlamlı bir rastlantı sundu. Mesleki farkındalığımızın zirve noktası, toplum olarak en saf, en birleştirici bağlarla sarmalandığımız, gönüllerin ve ellerin kenetlendiği  Bayram  günlerine denk geldi.   İlk bakışta biri kurumsal dünyanın rasyonel koridorlarına, diğeri ise toplumsal hayatın en sıcak, en manevi köşelerine ait görünen bu iki kavram, aslında tam kalbinde aynı evrensel değerleri büyütür:  Güven, adalet, dürüstlük ve geleceği koruma arzusu.   Güvenin Kurumsal ve Toplumsal Yansıması Bayramlar, bir toplumda güvenin, ba...

Yeni Dönemin Şirket Gerçeği

İş dünyası uzun yıllar boyunca başarıyı fiziksel varlıkla ölçtü. Erken gelen çalışanlar, dolu toplantı odaları ve gece geç saatlere kadar açık bilgisayar ekranları “adanmışlığın” göstergesi sayıldı. Ancak dünya değişti. Bugün artık şirketlerin karşı karşıya olduğu en büyük mesele yalnızca performans değil; iletişim, güven ve kurum kültürünü sürdürebilmek. Özellikle hibrit çalışma modeliyle birlikte yöneticilik anlayışı da dönüşmek zorunda kaldı. Çünkü aynı ofiste bulunmadan ekip yönetmek, sadece görev dağıtımı yapmakla mümkün olmuyor. Yeni dönemde liderlik; kontrol etmekten çok bağlantı kurabilme becerisine dayanıyor. Çalışanlar artık yalnızca yönlendiren değil, dinleyen yöneticiler görmek istiyor. Çünkü güçlü iletişim kurulamayan ekiplerde motivasyon sessizce düşüyor, aidiyet zayıflıyor ve verimlilik görünenden çok daha hızlı kayboluyor. Kurumsal kültür ise en çok hibrit düzende test ediliyor. Bir şirketin kültürü duvardaki vizyon cümleleriyle değil; toplantı dilinde, ...

Aile Şirketlerinde İç Denetim: Güvensizlik mi, Kurumsal İhtiyaç mı?

İstanbul Sanayi Odası (İSO) ve Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği (TKYD) iş birliğiyle hazırlanan Aile İşletmelerinde Dayanıklılık ve Dönüşüm Toplantı Serisi geçen hafta gerçekleştirilen ilk buluşmayla başladı. Serinin ilk buluşması, aile işletmelerinin en kritik ama çoğu zaman görünmeyen alanına odaklanıyor: insan ve ilişkiler. Aile içi psikolojik dinamiklerden başlayarak yönetim yapılarının oluşturulmasına ve kurumsallaşma adımlarına uzanan bu kapsamlı program, katılımcılara kendi organizasyonlarını farklı bir perspektiften değerlendirme fırsatı sunmayı amaçlıyor. İlk toplantının konuları arasında yer alan “İç Kontrol ve İç Denetim” oturumunda görüşlerimi paylaştım. Aile şirketleri ekonominin görünmeyen omurgasıdır. Yılların emeği, fedakârlığı ve kişisel güven ilişkileri üzerine kurulan bu yapılar; çoğu zaman sadece ticari işletme değil, aynı zamanda bir aile mirasıdır. Ancak tam da bu nedenle aile şirketlerinde profesyonelleşme konusu çoğu zaman ertelenir. Özellikle iç denet...

ULUSLARARASI İÇ DENETİM FARKINDALIK AYI KUTLU OLSUN!

FARKINDALIK; yalnızca bireysel bir bilinç hali değildir. Aynı zamanda kurumların, mesleklerin ve toplumların karakterini belirleyen temel bir değerdir. Çünkü farkındalık geliştiğinde; değerler güçlenir, kültür derinleşir, denetim etkinleşir ve hesap verebilirlik gerçek anlamını bulur. Öncelikle farkındalık ile değerler arasındaki ilişkiye baktığımızda şunu görürüz: Bir toplumun ya da kurumun sahip olduğu değerler, ancak farkındalıkla yaşatılabilir. Adalet, etik, dürüstlük, saygı ve liyakat gibi kavramlar yalnızca yazılı ilkeler olarak kaldığında değil; bireylerin davranışlarına yansıdığında anlam kazanır. Farkındalık, değerleri teoriden uygulamaya taşıyan en güçlü köprüdür. Farkındalık ile kültür arasındaki bağ ise çok daha derindir. Çünkü kültür; tekrar eden davranışların, ortak bilinçlerin ve paylaşılan sorumlulukların sonucunda oluşur. Eğer bir kurumda farkındalık kültürü gelişmişse, insanlar yalnızca görevlerini yerine getirmez; yaptıkları işin toplumsal etkisini ...

KÜLTÜR VE DENETİM

Bu hafta odağımızda son derece temel ama çoğu zaman görünmez kalan bir unsur var: Kültür. Sizleri basit ama güçlü bir fikirle baş başa bırakmak istiyorum: Denetimin kalitesi, denetçinin kültürüyle başlar. Denetim dediğimizde aklımıza ne geliyor? Standartlar mı? Raporlar mı? Kontroller mi? Peki ya  insan ? Evet, yöntemlerimiz var. Evet, standartlarımız var. Ama karar veren, yorumlayan ve sorumluluk alan bir insan var:  Denetçi . Ve o denetçi; yetiştiği kültürün, değerlerinin, hatta hafızasının bir ürünüdür. Denetim, çoğu zaman standartlar, prosedürler ve teknik araçlar üzerinden tanımlanır. Oysa yapılan tartışmalar bize açıkça göstermiştir ki, denetimin asıl belirleyici unsuru, bu süreci yürüten denetçinin kendisidir. Denetçi, yalnızca kuralları uygulayan bir aktör değil; aynı zamanda değerleri, algıları, etik anlayışı ve düşünme biçimiyle sürece yön veren bir öznedir. Tam da bu noktada kültür devreye girer. Kültür bize neyi öğretir? Neye “risk” diye...