Kayıtlar

2026 Davos Zirvesi’nde “Diyalog Ruhu”

2026 Davos Zirvesi, başta jeopolitik gerilimler, ekonomik kırılganlıklar, teknolojik dönüşümlerin hızı ve sosyal kutuplaşma gibi bir dizi karmaşık zorlukların yaşandığı bir dönemde yapıldı. Dünya, uzun zamandır konuşuyor ama birbirini dinlemiyor. Herkesin sesi var, fakat ortak bir dil giderek kayboluyor. Bugün karşı karşıya olduğumuz sorunlar, tek bir ülkenin, tek bir kurumun ya da tek bir liderin çözebileceği türden değil. Jeopolitik gerilimler, ekonomik kırılganlıklar, iklim krizi, teknolojinin baş döndürücü hızı ve yapay zekânın dönüştürücü etkisi… Hepsi iç içe geçmiş durumda. Dünya gündemindeki artarak derinleşen belirsizlikler ve kutuplaşma ile başa çıkmak için artık sadece kararlar almak yeterli gelmiyor, farklı bakış açıları arasında samimi ve yapıcı bir diyalog kurmanın kaçınılmaz bir gereklilik haline geldiğini görüyoruz. Böyle bir dünyada “ben bilirim” yaklaşımı değil, “birlikte düşünelim” anlayışı değer kazanıyor. Diyalog, bu noktada bir nezaket biçimi değil; s...

Toprağa Dokunma Hakkı...

Çocukken kazdığım toprağın kokusu hâlâ burnumda… Toprağı her avuçladığımda yayılan serinlik, nem ve merak… Küçücük ellerimle kazdığım toprak derinleştikçe, sanki dünyanın kalbine yaklaşıyordum. İstanbul’un ortasında, doğayla iç içe bir hayatın içinde büyüdüm. Meyve ağaçları, bostanlar, ahırlar arasında geçen bir çocukluktu benimkisi. Domatesin çiçeğini, sütün kaynağını, baharın mucizesini yaşayarak öğrendim. Toprağın bereketini, doğanın anaçlığını orada hissettim. Bugün dönüp baktığımda anlıyorum ki, bu deneyim sadece bir çocukluk hatırası değil; insanın dünyayla kurduğu ilişkinin en saf hâliydi. O gün farkında değildim ama aslında çok daha kıymetli bir şey bulmuştum: Doğayla bağ kurmayı. Bir zamanlar şehirlerin ortasında bile doğa hayatın içindeydi. Bahçeler, bostanlar, hayvan sesleri, mevsimlerin ritmi… İnsan doğayı izleyerek değil, onunla yaşayarak öğrenirdi. Bir sebzenin nasıl büyüdüğünü, sütün nereden geldiğini, baharın neden umut taşıdığını deneyimleyerek kavrar...

Fütürizm: İnsanın Geleceği, Geleceğin İnsanı

İnsan, yeryüzüne adım attığı ilk günden beri geleceği hayal ederek yaşadı. Mağara duvarlarına çizilen resimler yalnızca geçmişin kaydı değil, geleceğin tasarımıydı. Ateşi kontrol altına almak, tekerleği icat etmek, gökyüzünü izlemek… Bunların hepsi hayatta kalma çabasının ötesinde, yarını bugünden kurma isteğinin ifadesiydi. Bugün “fütürizm” dediğimiz kavram, aslında insanlıkla yaşıttır. Fütürizm çoğu zaman hız, teknoloji ve makinelerle anılır. Oysa özünde bir soru vardır: İnsan, bundan sonra ne olacak? Bu soru, ilk insanın elindeki taşı yontarken sorduğu soruyla aynıdır. Sadece araçlar değişti; merak aynı kaldı. Sanayi Devrimi ile birlikte gelecek artık yalnızca hayal edilen değil, hesaplanan bir kavrama dönüştü. Zaman hızlandı, mesafeler kısaldı, insan makineyle yan yana çalışmaya başladı. Ancak her ilerleme, beraberinde bir bedel getirdi: yabancılaşma, eşitsizlik ve insanın kendi yarattığı sistemlerin gölgesinde kalması. Yapay zekâ, genetik müdahaleler, dijital kim...

Ömre Bedel Bir Meslek Yolculuğu

Profesyonel kurumsal iş hayatımda 50. yıla, mesleki yaşamımda ise 45. yıla ulaşmanın derin anlamını ve sessiz gururunu yaşıyorum. Bu yalnızca takvim yapraklarının ilerlemesi değil; emekle, sabırla, sorumlulukla ve inançla örülmüş, ömre bedel bir adanmışlığın hikâyesidir. Mesleki hayata adım attığım 1970’li yıllar, işin yalnızca yapılan bir faaliyet değil, bir kimlik ve duruş olarak yaşandığı yıllardı. İşe başlamak; bir kapıdan içeri girerken duyulan sessiz bir heyecan, ceketini düzelterek atılan bilinçli bir adım, mesleğe ve kuruma karşı hissedilen derin bir sorumluluk demekti. O yıllarda iş hayatı, insana yalnızca meslek öğretmez; sabrı, disiplini, saygıyı ve aidiyeti de birlikte inşa ederdi. Zaman içinde iş yaşamının araçları, hızları ve beklentileri değişti; kurumlar dönüştü, roller yeniden tanımlandı. Ancak profesyonel kariyerimi şekillendiren temel ilkelerim değişmedi. Çalışmayı yalnızca sonuç üretmek olarak değil, bir sorumluluk ve emek ahlakı olarak gördüm; mesleği bireysel ...

Yıllar Geçerken Zamansız Kalmak

Önceki yıllarda olduğu gibi 2025 yılı da her birimizde farklı anılar bırakarak geride kaldı. Takvimler 2026 yılını gösteriyor… Ardımızda kalan yıllar, aldığımız yaşlarla birlikte akla gelen aynı soru cümlesi oluyor… “Yıllar nasıl da geçti” cümlesi, çoğu zaman bir iç çekişle akla gelir. Ardında pişmanlık mı vardır, yoksa yalnızca şaşkınlık mı, emin olmak zor. Takvimler ilerler, yaşlar büyür; biz ise aynı soruya dönüp dururuz: Bunca yıl boşa mı geçti? Belki de sorunun kendisi yanlıştır. Çünkü zaman, boşa geçen bir şey değildir; yalnızca yaşanan bir şeydir. Asıl mesele, o zamanın içini neyle doldurduğumuzdan çok, onun bizde neye dönüştüğüdür. Modern hayat bize sürekli “ilerleme” fikrini fısıldar: Daha fazlası, daha hızlısı, daha yenisi… Bu bakış açısıyla geriye dönüp baktığımızda, görünür bir başarı yoksa yılları “kayıp” sayarız. Oysa insan hayatı bir özgeçmişten ibaret değildir. Öğrenilen sabır, kabullenilen yenilgi, sessizce atlatılan acılar özgeçmişe yazılmaz ama ki...

Yeni Çeyrek Asrın Yeni Yılında Geleceğe Dileğimiz…

21. yüzyılın ilk çeyreğini geride bıraktık. İkinci çeyreğine ise artık ilk adımımızı atmış bulunuyoruz. Takvimler 2026 yılını gösteriyor. Geride kalan yıllara baktığımızda; küresel risklere, savaşlara, krizlere ve derin belirsizliklere tanıklık ettiğimizi görüyoruz. Değişim rüzgârlarına göğüs gererek, zaman zaman savrularak ama her defasında ayakta kalmaya çaba göstererek ilerledik. Şimdi ise yüzümüzü, bugüne kadar bildiğimiz pek çok kavramın yeniden tanımlandığı büyük bir bilinmeze çeviriyoruz. Bu belirsizlik sisinin ortasında, önümüzdeki çeyrek asrın yol haritasını çizebilmek; yalnızca öngörü değil, aynı zamanda cesaret istiyor. Bugünün modern dünyasında, toplumsal sorunlara bireysel çıkar penceresinden değil; ortak akıl ve toplumsal çözüm perspektifiyle yaklaşmak, insanlığın en kadim geleneğidir. Bu geleneğin özünde; gönüllülük, zorluklar karşısında vazgeçmemek, sınır tanımayan bir merak, dünyayı değiştiren bir hayal gücü ve her şeyin temeli olan sarsılmaz bir güven vard...

Yapay Zekâ Ne Kadar Güvenilir?

Yapay zekâ, son yıllarda hayatın birçok alanında sık kullanılan yardımcı araç hâline geldi. Ancak aklımızda hep bir soru var… Yapay zekâya ne kadar güvenebilirim? Bu sorunun doğru cevabı, yapay zekânın nasıl çalıştığını ve nasıl çalışmadığını anlamaktan geçer… Bu amaçla, yapay zekâ ürünlerini öne çıkan özellikleri ile değerlendirirsek; Geniş bir veri sistemi üzerinde geliştirildiği için çok çeşitli konularda bilgi edinme, anlama, açıklama, metin oluşturma, düşünce geliştirme gibi ihtiyaçlarda kolaylık sağlayıcıdır. Henüz insan gibi kişisel çıkarları, duyguları, önyargıları yoktur. Diğer bir ifadeyle bir soruya ya da kullanıcıya göre değişen duygusal tepkiler vermez; aynı bilgi setiyle her seferinde tutarlı biçimde cevap üretebilir. Tarafsızlık konusunda da insanlara kıyasla daha denetlenebilir bir yapıya sahip olduğunu söyleyebiliriz. İnceleme, düzenleme, öneri üretme gibi bilişsel görevlerde çok hızlı ve kaynaklara kolay erişilebilir bir araçtır. Bu nedenle üretkenli...