Kayıtlar

Güçlü Bellek, Sağlam Gelecek...

Bir kurumun en pahalı kaynağı nedir? Binaları mı? Teknolojisi mi? İnsan kaynağı mı? Belki de hepsinden daha değerlisi,  neyi neden yaptığını hatırlama kapasitesi, kurumsal belleğidir. Çünkü hafızası olmayan kurum, yalnızca geçmişini unutmaz; aynı hataları yeniden yapar, aynı soruları tekrar sorar, aynı deneyimleri yeniden satın alır. Üstelik bunu çoğu zaman “yeni bir proje” diye sunar. Kısacası,  kurumsal belleği zayıf olan kurumların en büyük rakibi rakipleri değil, kendi unutkanlıklarıdır. Toplumlar için de durum farklı değildir. Geçmişini hatırlamayan toplum, yalnızca tarih bilgisini kaybetmez; ortak deneyimlerini, başarılarını, hatalarını, değerlerini ve krizlerden çıkardığı dersleri de kaybetmeye başlar. Bu nedenle güçlü bellek, nostalji değildir. Güçlü bellek, sağlam geleceğin ön koşuludur. Neden belleğe ihtiyacımız var? Çünkü hiçbir kurum ve hiçbir toplum bugün sıfırdan başlamaz. Bugünün kararlarının arkasında dünün deneyimleri, alınmış kararlar, yap...

Gençlik Sadece Geleceğimiz Değil, Bugünümüzün Ortağıdır

12 Ağustos, Birleşmiş Milletler tarafından Uluslararası Gençlik Günü olarak ilan edildi. Her yıl bu gün vesilesiyle gençliği konuşuyor, gençlerin sorunlarını, beklentilerini ve geleceğini yeniden düşünüyoruz. Oysa gençlik, takvimde bir güne sığmayacak kadar büyük bir kavram. Gençlik; yalnızca yaş değil, hayata bakış biçimidir. Merak etmektir. Sorgulamaktır. Öğrenmekten vazgeçmemektir. Yeni bir şey denemek için cesaret göstermek, başarısız olduğunda yeniden başlayabilmektir. Ve belki de en önemlisi, geleceğin bugünden kurulabileceğine inanmaktır. Yıllar önce “Gençlik geleceğimizdir…” derken, gençlerin yetiştirilmesinin yalnızca gençlerin değil, toplumun ortak sorumluluğu olduğunu düşünmüştüm. Çünkü gençlere nasıl bir eğitim, nasıl bir kültür, nasıl bir çalışma ortamı ve nasıl bir gelecek bıraktığımız; aslında nasıl bir toplum olmak istediğimizin de cevabıdır. Bugün bu düşünceye bir cümle daha eklemek istiyorum: Gençlik sadece geleceğimiz değildir; bugünümüzün de or...

“Ben de Sizin Gibi Bir Denetçi Olmak İstiyorum…”

Hayat bazen tek bir cümleyi, yılların bütün yorgunluğuna bedel bir ödüle dönüştürür. Geçtiğimiz günlerde genç bir meslektaşım gözlerimin içine bakarak şöyle dedi: “Ben de sizin gibi bir denetçi olmak istiyorum.” O an elli yıllık meslek hayatım, sanki bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. İlk görev heyecanım… Geceleri süren çalışmalar… Bitmek bilmeyen dosyalar… Bazen alkışlanmadan yapılan doğru işler… Bazen yalnız kalma pahasına söylenen gerçekler… Ve en önemlisi, her raporun arkasına yalnızca imzamı değil, vicdanımı da koyduğum günler… İşte o an anladım ki insanın gerçek başarısı, geride bıraktığı unvanlar değil; dokunduğu insanlardır. Genç arkadaşıma uzun uzun başarı hikâyeleri anlatmadım. Çünkü başarı, anlatılarak değil, yaşanarak öğrenilir. Sadece şunu söyledim: “Benim gibi olmaya çalışma. Benden daha iyi olmaya çalış.” Çünkü her neslin, kendinden önce geleni aşması gerekir. Bizler yollar açtık. Sizler o yolları daha ileriye taşıyacaksınız....