Kayıtlar

Yapay Zekâ Çağında Teftiş Kurullarında Üstat-Muavin Geleneği

Her teftiş kurulunun görünmeyen bir okulu vardır. Bu okulun ne tabelası vardır ne de yazılı bir müfredatı. Derslikleri denetim sahalarıdır; laboratuvarları inceleme dosyaları, soruşturmalar ve raporlardır. En değerli öğretim üyeleri ise yıllarını mesleğe vermiş üstat müfettişlerdir. Bu okulda bilgi yalnızca anlatılmaz; gözlemlenir, tartışılır, sorgulanır ve yaşanarak öğrenilir. İşte bu yüzden teftiş kurullarının en köklü eğitim modeli, yıllardır  üstat-muavin ilişkisidir. Bir müfettiş yardımcısı için meslek, göreve başladığı gün değil; ilk kez deneyimli bir üstadın yanında sahaya çıktığında başlar. Çünkü denetim yalnızca mevzuatı bilmek değildir. Bir olayın görünen kısmıyla yetinmemeyi, doğru soruları sormayı, ayrıntılar arasındaki bağlantıları kurmayı, riskleri önceden hissedebilmeyi ve en önemlisi bağımsız muhakemeyi geliştirmeyi gerektirir. Bunlar kitaplardan öğrenilebilecek bilgiler değildir. Bunlar ancak mesleğin ustalarıyla birlikte çalışılarak kazanılabilir...

Yapay Zekâ ve Etik: Kararları Kim Vermeli?

Yapay zekâ artık geleceğin değil, bugünün gerçeği. Sabah telefonumuzdaki önerilerden, bankacılık işlemlerine; hastanelerde teşhis süreçlerinden, trafikte kullanılan akıllı sistemlere kadar birçok alanda görünmez bir yardımcı olarak hayatımızın içinde yer alıyor. Ancak teknolojinin bu hızlı yükselişi, beraberinde önemli bir soruyu da getiriyor: Kararları kim vermeli; insan mı, yapay zekâ mı? Yapay zekâ, çok kısa sürede milyonlarca veriyi analiz edebilir, insanın gözden kaçırabileceği ayrıntıları fark edebilir ve saniyeler içinde sonuç üretebilir. Bu yönüyle sağlık, eğitim, tarım ve sanayi gibi alanlarda büyük fırsatlar sunuyor. Örneğin erken teşhis sistemleri doktorlara destek oluyor, üretim tesislerinde hata oranı azalıyor ve afet yönetiminde daha hızlı analizler yapılabiliyor. Ancak mesele yalnızca hız ve doğruluk değildir. Çünkü her kararın bir insan hayatına dokunan yönü vardır. Bir bankanın kredi başvurusunu reddetmesi, bir hastanın tedavi önceliğinin belirlenmesi ya da bir işe alı...

Koltuğun Gölgesi

Koltuk, üzerine oturanı büyütmez. Aksine, insanın gerçek boyunu gösterir. Çünkü makamlar, karakteri değiştiren değil; karakteri görünür kılan aynalardır. Güce kavuşan herkesin nasıl biri olduğunu anlamak için uzun yıllar beklemeye gerek yoktur. Eline verilen yetkiyi nasıl kullandığına bakmak çoğu zaman yeterlidir. Sivil toplum kuruluşları, makam dağıtılan yerler değil; sorumluluk üstlenilen kurumlardır. Orada taşınan unvanlar bir ayrıcalığın değil, bir emanetin adıdır. Fakat bazen emanet, sahiplik duygusuna dönüşür. İşte kırılma da tam burada başlar. Bir koltuk vardır; üzerine oturan ondan güç alır. Bir koltuk vardır; üzerine oturan ona güç katar. Aralarındaki fark, görünenden çok daha büyüktür. Koltuktan güç alan kişi, makamın gölgesinde büyür. Alkış azaldığında huzursuz olur, eleştirildiğinde öfkelenir, görevi bırakacağı günü konuşmaktan kaçınır. Zamanla kurumu temsil etmeyi bırakır; kurumu kendisiyle özdeşleştirmeye başlar. Oysa hiçbir kurum tek bir insanda...

Güçlü Sivil Toplumun Anahtarı: Kurumsal Yönetişim ve Güven

Son yıllarda yaşadığımız afetler, ekonomik belirsizlikler ve toplumsal kırılganlıklar, sivil toplum kuruluşlarının üstlendiği rolü daha görünür hâle getirdi. Kriz anlarında ortaya konan gönüllülük ve dayanışma, toplumun en güçlü reflekslerinden biri oldu. Ancak aynı süreçler, önemli bir gerçeği de ortaya çıkardı: İyi niyet, tek başına güçlü bir sivil toplum inşa etmeye yetmiyor. Bugünün dünyasında sivil toplum kuruluşları yalnızca yardım eden veya sosyal projeler geliştiren yapılar değildir. Aynı zamanda kamu güvenini yöneten, kaynak kullanan, paydaşlarıyla sürekli iletişim kuran ve toplumsal etki üreten kurumlardır. Bu nedenle başarılarının ölçüsü yalnızca gerçekleştirdikleri faaliyetlerin sayısı değil; bu faaliyetleri hangi yönetim anlayışıyla yürüttükleridir. İşte bu noktada kurumsal yönetişim, sivil toplumun geleceğini belirleyen stratejik bir unsur olarak karşımıza çıkıyor. Kurumsal yönetişim denildiğinde çoğu zaman akla şirketler gelir. Oysa hesap verebilirlik, şeffaflık, a...

İç Denetim Önce Dinlemektir…

İç denetim uzun yıllar boyunca “kontrol eden”, “hata bulan” ve “uygunsuzluk tespit eden” bir fonksiyon olarak görüldü. Oysa çağdaş iç denetim; riskleri anlayan, öngören, yönetime güvence sağlayan, danışmanlık yapan ve kurumsal değeri artıran stratejik bir yönetim fonksiyonudur. Bu bakış açısını destekleyen ilginç bir ipucu, denetim kavramının etimolojisinde saklıdır. İngilizcedeki audit sözcüğü, Latincede “duymak, işitmek” anlamına gelen audire fiilinden gelir. Aynı kökten türeyen audience ise dinleyenler topluluğunu ifade eder. Audit,   audience’dan türememiştir; ancak her ikisinin de ortak kökü bize önemli bir gerçeği hatırlatır: Denetimin başlangıç noktası dinlemektir. Bu yalnızca tarihsel bir ayrıntı değildir. İç denetimin mesleki dönüşümünü açıklayan güçlü bir metafordur. Bugün bir iç denetçi sahaya çıktığında önce kontrol listelerini değil, süreci dinlemelidir. Süreci yönetenleri, işi yapanları, riskleri yaşayanları, müşteriyi, tedarikçiyi ve zaman zaman da söylenmeye...

Z Kuşağı, Yapay Zekâ ve İşin Geleceği: Liderliğin Yeni Çizgileri

Dünya, hiyerarşinin ve gücün tanımını kökten değiştiren ikiz bir dönüşümün eşiğinde. Bir tarafta, iş dünyasının geleneksel basamaklarını hızla tırmanan ve liderlik koltuklarına göz kırpan “Z Kuşağı” var; diğer tarafta ise her sabah yeni bir yetenekle uyandığımız “Yapay Zekâ (YZ)”. Peki, yapay zekânın içine doğan, onunla büyüyen ve onu bir "teknoloji" değil, hayatın doğal bir uzantısı olarak gören bu yeni nesil liderliği devraldığında ne olacak? Alışılagelmiş dikey hiyerarşiler, unvan savaşları ve plazaların katı kuralları bu yeni dalgaya dayanabilecek mi? Kısa cevap: Hayır. Karşımızda, emir-komuta zincirinden "bağlantı ve iş birliği" ağına evrilen yepyeni bir iş yapış biçimi var. Geleneksel iş dünyası, gücünü bilginin tekelinden ve unvanların ağırlığından alıyordu. Üst yönetici, bilgiye ilk ulaşan ve onu aşağıya doğru filtreleyerek dağıtan kişiydi. Oysa bugün yapay zekâ, bilgiyi demokratikleştirdi. Bir yöneticinin yirmi yılda edindiği teknik bilgi bi...

Etik Nedir?

Bir insanı doğru davranmaya iten şey nedir? Kanun korkusu mu? İçinde yetiştiği kültür mü? Kurumunun etik yönergesi mi? Yoksa kimsenin görmediği anda bile yanlış yapmasına engel olan vicdanı mı? Belki de etik üzerine en temel soru budur. Günümüzde etik denildiğinde çoğu zaman akla mevzuat kitapları, kurumların hazırladığı davranış kuralları ya da imzalatılan etik taahhütnameleri geliyor. Oysa etik, imza atılan bir metin değildir; karaktere işleyen bir yaşam biçimidir. Kanunlar bize neyin suç olduğunu söyler. Etik ise neyin doğru olduğunu sorgulatır. İkisi aynı şey değildir. Çünkü her yasal olan, her zaman ahlaki ya da etik olmayabilir. Tarih bunun örnekleriyle doludur. Birçok dönemde hukuka uygun görülen uygulamalar, yıllar sonra insanlık vicdanında mahkûm edilmiştir. Demek ki hukuk, etiğin tabanı olabilir; ama zirvesi değildir. Peki kültür? Kültür, kuşkusuz etik davranışın önemli kaynaklarından biridir. Saygıyı, paylaşmayı, dayanışmayı ve birlikte yaşamayı a...