Kurumsal Yönetim, Denetim Komitesi ve İç Denetim konularında
Türkiye İç Denetim Enstitüsü Kurucu Başkanı Ali Kamil UZUN'un yazı ve makaleleri
Cumhuriyet Bayramımız Kutlu Olsun !...
Bağlantıyı al
Facebook
X
Pinterest
E-posta
Diğer Uygulamalar
" Yaptıkları
işin doğruluğuna inanan insanlar, çalışmalarının denetlenmesinden, karşı
fikirler ortaya atılmasından ve tercihleri üzerinde münakaşa yapmaktan zevk
alırlar."
Kurumsal yönetişim denildiğinde çoğumuzun zihninde şirketler, yönetim kurulları, pay sahipleri, şeffaflık, hesap verebilirlik ve risk yönetimi beliriyor. Oysa kurumsal yönetişim, yalnızca şirketlerin değil; sivil toplum kuruluşlarının, meslek örgütlerinin, odaların, vakıfların, derneklerin ve iş dünyasını temsil eden kuruluşların da temel meselesidir. Çünkü bu kurumların her biri bir değeri, bir amacı, bir mesleği, bir topluluğu ya da ortak bir menfaati temsil eder. Ve temsil etmek, aynı zamanda bir emaneti taşımaktır. Bu nedenle bugün asıl sorumuz şu olmalı: Kurumlarımızı nasıl yönetiyoruz? Belki daha önemli soru ise şu: Bize emanet edilen kurumu, bizden sonraki kuşağa nasıl teslim edeceğiz? Kurumların en değerli sermayesi: Güven Bir şirketin finansal performansını bilançosunda görmek mümkündür. Ancak bir sivil toplum veya meslek kuruluşunun en değerli varlığı bilançoda yer almaz. O varlık güvendir. Üyenin kurumuna duyduğu güven… Gönüllünün emeğinin değer gördüğü...
Etik ilkeler duvarlarda asılı şık çerçeveli belgelerden, ihbar hatları kimsenin aramadığı telefon numaralarından, iç kontrol sistemleri ise kalın prosedür dosyalarından ibaret kaldığında, kurumlar kendilerini güvende zanneder. Oysa gerçek güvence, kuralların kâğıt üzerinde var olmasında değil; lambalar söndüğünde, kriz anlarında veya zor kararların eşiğinde o kuralların uygulanıp uygulanmadığında saklıdır. Bir kurumun en büyük yanılgısı hiç suistimal yaşanmadığına inanmak değil, kendi bünyesinde suistimal ihtimalinin dahi bulunmadığına körü körüne inanmasıdır. Görünen Köy Kılavuz İstemez Ama… Her kurumun görünen bir yüzü vardır: Web sitelerinde yayımlanan etik ilkeler, işe girerken imzalanan davranış kuralları, parlatılmış kurumsal değerler… Bir de herkesin bildiği ama ses çıkarmadığı görünmeyen yüzü: İnsanların gerçekte nasıl davrandığı, hangi küçük ihlallerin "idare edildiği", kimin hangi dokunulmazlıklara sahip olduğu ve çalışanların yanlışları dile getirirke...
Aile şirketleri nasıl kurulur? Çoğu zaman bir fikirle… Bir cesaretle… Bir emekle… Bazen küçük bir dükkânda, bazen bir atölyede, bazen de bir evin mütevazı bir odasında başlayan bir girişim, yıllar içinde büyür; çalışanları, müşterileri, markası ve kurumsal yapısıyla bir şirkete dönüşür. Fakat aile şirketlerinin hikâyesinde çoğu zaman gözden kaçırılan başka bir başlangıç daha vardır: Aile. Çünkü bir aile şirketinin geleceği yalnızca şirketin içinde değil, ailenin içinde de şekillenir. Belki de şu soru, aile şirketlerinin sürdürülebilirliği açısından en az “Şirketi bizden sonra kim yönetecek?” sorusu kadar önemlidir: “Bizden sonra bu değerleri kim taşıyacak?” Görünmeyen lider Aile şirketlerinde yönetim kurulları vardır. Genel kurullar, toplantılar, stratejik planlar, bütçeler, hedefler vardır. Ama bütün bunların ötesinde, şirketin görünmeyen bir yönetim kurulu daha vardır. Bu kurul çoğu zaman bir evin içinde toplanır. Gündeminde sevgi, güven, sorumluluk, paylaşm...
Yorumlar