Sevgi Bir Güne Sığar mı?
Her yıl 14 Şubat geldiğinde vitrinler kırmızıya boyanıyor. Kalpler büyüyor, fiyatlar artıyor, çiçekçiler sabaha kadar mesai yapıyor. Restoranlar dolup taşıyor. Sosyal medya romantik ilanlarla şenleniyor. Takvim yapraklarından biri, “Sevgililer Günü” olarak bize sevgiyi hatırlatıyor.
Peki,
sevgi gerçekten hatırlatılmaya muhtaç mıdır?
Sevgililer
Günü’nün kökeni Roma dönemine, Aziz Valentine’e kadar uzanır.
Rivayete
göre Aziz Valentine, evlenmeleri yasaklanan genç çiftleri gizlice nikâhladığı
için idam edilmiştir. Bu anlatı, sevginin yasaklara rağmen var olma cesaretini
simgeler. Yani başlangıçta bu gün, sevginin direnişini ve bağlılığın değerini
temsil ediyordu. Fedakârlık vardı, anlam vardı, insanî bir derinlik vardı.
Bugün
ise tablo farklı görünüyor. Sevgi, çoğu zaman hediye paketine sarılmış bir
zorunluluk gibi sunuluyor. Reklamlar bize “yeterince seviyorsan göstermelisin”
diyor; göstermek ise çoğunlukla satın almakla eşdeğer tutuluyor. Sevgi adeta
ekonomik bir performansa dönüşüyor. Fiyat etiketi büyüdükçe duygunun da
büyüdüğü yanılsaması yayılıyor.
Oysa
sevgi, tüketimle ölçülebilecek bir kavram değildir.
Sevgi,
iki insan arasındaki romantik bağdan ibaret de değildir. Aşk, sevginin en
coşkulu ve en görünür hâlidir belki; fakat sevgi, insan olma hâlinin temelidir.
Anne babanın evlada duyduğu şefkat, bir öğretmenin mesleğine bağlılığı, bir
hekimin insan hayatına gösterdiği özen, bir çiftçinin toprağa sabrı, anne, baba,
kardeş sevgisi…
Bunların
her biri sevginin farklı tezahürleridir.
Vatan
sevgisi; bir insanın doğup büyüdüğü ya da kendini ait hissettiği topraklara
duyduğu derin bağlılık, sorumluluk, koruma isteği, sadece toprak parçasına
değil, insanına, kültürüne, tarihine, değerlerine, geleceğine duyduğu sorumlulukta
ve emekte kendini gösteren bir sevgidir bu.
Meslek
sevgisi vardır; kişinin yaptığı işi sadece maddi kazanç için değil, isteyerek,
benimseyerek ve anlam yükleyerek yapmasıdır. İşini zorunluluk değil, değer ve
sorumluluk olarak görmektir.
Aile
sevgisi vardır; zor zamanlarda insanın sığınağı olur.
Doğa
sevgisi vardır; bir canlıyı korumayı gelecek kuşakları korumakla eş tutar.
Hayat
sevgisi vardır; en karanlık anlarda bile insanı ayağa kaldıran güçtür.
Sevgi,
insanı insan yapan özdür.
Empati
kurabilmek, paylaşabilmek, fedakârlık yapabilmek…
Bunların
hepsi sevginin uzantısıdır. Aşk ise bu büyük ağacın çiçeğidir; güzel,
heyecanlı, bazen geçici, bazen kalıcı…
Ama
kök değildir. Kök, sevgidir.
Belki
de asıl mesele, sevgiyi bir güne hapsetme eğilimimizdir.
Oysa
sevgi, takvime sığmaz. 14 Şubat’ta hatırlanıp 15 Şubat’ta unutulacak bir duygu
değildir.
Sevgi,
süreklilik ister; emek ister; varlık ister. Gösterişten çok samimiyetle
beslenir.
Sevgililer
Günü’nü bütünüyle reddetmek de doğru olmayabilir. İnsanlara duygularını ifade
etme cesareti veriyorsa, kırgınlıkları onarmaya vesile oluyorsa, güzel bir
başlangıç olabilir. Ancak onu sadece alışveriş listesine indirgediğimizde,
sevginin ruhunu kaybederiz.
Belki
de bu 14 Şubat’ta kendimize şu soruyu sormalıyız: Sevgi hayatımın neresinde?
Sadece bir kişiye mi yöneliyor, yoksa dünyaya bakışımı mı şekillendiriyor?
Sevgi benim için bir duygu mu, yoksa bir değer mi?
Çünkü
sevgi, insanın sadece kalbinde değil; davranışında, tercihinde, sorumluluğunda
yaşar.
Sevgimizin
sözde değil, emekte, anlayışta, içten davranışlarımızda paylaşılarak çoğalması
dileklerimizle…
Ali Kamil UZUN
Yorumlar