Kendini Büyük Görmek mi, Büyük Olmak mı?

İnsan bazen en çok kendini anlatırken yanılıyor. “Büyüklük” de bu yanılgının en sık yaşandığı alanlardan biri. Çünkü kendini büyük görmek kolay; ama gerçekten büyük olmak, uzun ve çoğu zaman sessiz bir yolculuk.

Kendini büyük görmek, çoğu zaman başkalarına bakarak başlıyor. Kıyasla besleniyor. İnsan, kendini bir başkasından üstün gördüğü anda büyüdüğünü sanıyor. Daha çok konuşarak daha çok görünerek daha çok övülerek…

Oysa bu büyüklük değil, büyüklük hissi... Ve çoğu zaman en kırılgan olan da bu. Çünkü dışarıdan besleniyor. Alkış kesildiğinde, o “büyüklük” de sönmeye başlıyor.

Gerçek büyüklük ise başkalarıyla değil, insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyle ilgili. Kendi eksiklerini görebilmekle başlıyor. Hatalarını kabul edebilmekle derinleşiyor. Sessizce çalışabilmekle güçleniyor. Büyük olan insan, kendini anlatma ihtiyacı duymaz; yaptığı iş zaten onu anlatıyor.

Kendini büyük gören, çoğu zaman eleştiriye kapalı çünkü eleştiri, kurduğu imajı tehdit ediyor. Büyük olan ise eleştiriden kaçmaz; aksine onu bir imkân olarak görür. Çünkü bilir ki gelişim, rahatsızlıkla başlar.

Bir diğer fark da şurada: Kendini büyük gören, hep görünmek istiyor. Büyük olan ise gerektiğinde geri çekilmeyi biliyor. Çünkü onun derdi sahne değil, sonuç. Gürültüyle değil, etkiyle ilgileniyor.

Bugün içinde yaşadığımız çağ, kendini büyük görmeyi teşvik eden bir düzen kuruyor. Görünürlük ödüllendiriliyor, derinlik ise çoğu zaman göz ardı ediliyor. Herkesin kendini anlatma imkânı var; ama çok az insan gerçekten kendini tanıyor. Belki de bu yüzden büyüklük, giderek daha çok söylenen ama daha az hissedilen bir kavrama dönüşüyor.

Oysa tarih bize başka bir şey anlatıyor. Gerçekten büyük olan insanlar, çoğu zaman kendilerini en az büyütenlerdir. Çünkü onlar bilir: İnsan kendini ne kadar büyütürse, hakikate o kadar uzaklaşır.

Bu yüzden belki de mesele şudur:

Büyük görünmek mi istiyoruz, yoksa gerçekten büyük olmak mı?

Eğer cevap ikincisiyse, o zaman yol biraz daha zor. Daha az alkış daha çok emek daha az söz daha çok anlam istiyor. Ama sonunda geriye kalan da tam olarak bu... 

Büyük Atatürk’ün şu veciz sözünde ifade ettiği gibi büyüklüğün en önemli göstergesi kendini tanıma, kendini bilmektir. (*)

''Büyüklük odur ki, hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, memleket için gerçek ülkü neyse onu görecek, o hedefe yürüyeceksin.

Herkes senin aleyhinde bulunacaktır. Herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. İşte sen bunda karşı koymaları yok eden olacaksın. Önüne sayılamayacak güçlükler yığacaklardır. Kendini büyük değil küçük, zayıf, vasıtasız, hiç telâkki ederek, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu güçlükleri aşacaksın.

Ondan sonra sana büyüksün derlerse, bunu diyenlere de güleceksin.''

Nefsi terbiye etmeyi amaçlayan Ramazan ayının ve ardından idrak ettiğimiz bayramın kendimizi tanıma yolculuğumuza katkı vermiş olduğunu diliyorum.


(*) 1908 (Atatürk’ün S.D.V, s. 112)

 

Ali Kâmil UZUN

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gelecek Cesaret İster…

ULUSLARARASI GELECEK ZİRVESİ 2025 - Açılış Konuşması

ÇARŞAF KARİKATÜR OKULU