3 Ocak 2016 Pazar

Karbon ayak izimiz iklimi, bireysel ayak izimiz yaşamı değiştirir…



Kullandığımız kelimeler sadece duygu ve düşüncelerimizin iletimi konusunda değil, kelimelerin ifade ettiği kavramların zihinlerimizde somutlaşması noktasında da önemli bir işleve sahiptir. Bu nedenle her kelimenin zihin dünyamızda ayrı bir zenginlik unsuru oluşturduğunu ifade edebiliriz. Örneğin Mars gezegenini ele alalım. Mars dendiğinde, zihnimizde bir gezegen imgesi, bu gezegen hakkında bildiğimiz bilgilerle birlikte oluşuyor. Ya da e posta… E posta dediğimizde çoğumuz hiç tereddütsüz benzer bir şey düşünüyoruz. Ama örneğin Mars’ı hiç bilmeyen bir kabileyi veya 20 sene öncesinin iş dünyasını düşünün. Bu kabilenin bir üyesi için Mars veya 20 sene öncesinin iş dünyası için e posta muhtemelen hiçbir anlam ifade etmeyen, zihinlerde ve anlam dünyalarında karşılığı olmayan kavramlar olacaktır.
Kelimelerin sahip olduğu bu güç bana kültürümüzün yansımaları olan ve çoğu artık gündelik yaşantımızda kullanmadığımız kelimeleri çağrıştırır.  Çoğu çocukluğumun aile çevresinden kulağıma tanıdık gelen bu kelimelerden biri “tevâfuk”tur.
Tevâfuk kelimesi, İslami bir kelime olup birbirine denk gelme, latîfâne (hoş, zarif) bir şekilde uyum içinde olma anlamına gelir. Bu kavrama göre anlamlı ve hikmetli (bilgece) amaçlarla, latîf bir şekilde birbirine yakışan ve birbiriyle ilişkili olan, uygunluk arz ederek bir düzenin varlığını gösteren, kısaca birbirine tevâfuk eden her şey, evrende tesâdüfe yer olmadığını işaret ve ispat eder. İslam inancına göre, tümel (bütünsel) ya da tikel (kısmî) her şeyde bir amaç ve irade bulunur. İlahi kudret dilemedikçe hiçbir şey meydana gelmez. Yani tesadüfler yoktur, tevâfuk vardır. Dolayısıyla meydana gelen olaylar, evrende bir denge olduğunu, tesadüf olmadığını ifade eder (Wikipedia). 
Bireyin Gücü
Tevâfuk kelimesi benim açımdan ayrıca bireyin gücünü gösteren bir durumu da ifade ediyor. Meydana gelen iyi veya kötü olayların birer tesadüf değil, belirli bir bütünün ve olayların nedeni olması, davranışlarımızdan sonrasını ve geleceği etkileme gücümüzü de gösteriyor. Dolayısıyla bireyler olarak belki kısa sürede sonucunu görmek için yaptığımız eylemler, kısa sürede olmasa da yaşadığımız toplum hatta medeniyet için olumlu sonuçlar doğurabiliyor.  Bu olumlu sonuçları zaman değişkeninden bağımsız ele aldığımızda, şu üç önemli nokta üzerinde durabiliriz. 

Uzmanlar, toplumsal yaşantımızın karmaşası içinde yaşadığımız stres, yalnızlaşma, çeşitli fiziksel hastalıklar ve benzeri olumsuz durumlarla baş etmenin en etkin yolu olarak içten gelen bir gücü, pozitif bir enerjiyi önermektedir. Mutluluğun dışsal etkenlerden ziyade içten gelen bir enerjiye bağlı olması gerektiği olarak somutlaştırabileceğimiz bu anlayış, bireyin öz gücünü göstermektedir.

Bireyin gücü sadece kendi için değil, çevresindeki diğer insanların yaşamlarını da etkileme yetisine sahiptir. Bazı uzmanlar, kişilere, belirli bir sürede hiç tanımadıkları, sokakta rastladıkları insanları küçük iyiliklerle mutlu etmelerini tavsiye ediyor. Bununla hem bu davranışın sahibinin hem de karşıdaki kişilerin mutlu olacağını düşünmektedirler. Yolda tanımadığı birine çiçek vermek, sabah bindiği toplu taşıma aracında şoföre güler yüzle günaydın demek bu olumlu davranışlara örnek gösterilebilir. Bu başkasını mutlu etme durumu, bir döngü haline gelerek büyük bir çarpan etkisine dönüşebilir. Sabah iş yerinize gittiğinizde karşılaştığınız bir meslektaşınızın içten bir gülümsemesini ya da size, güzel kokusu bütün ofisi kaplayan bir kahve ısmarlayan bir ofis arkadaşınızı düşünün. Bu davranış birçok sıkıntınızı çözemezse bile sizi kısa bir zaman için bile olsa mutlu eder, değil mi?

Belli bir yeteneği ile yaşadığı toplumun gidişatına yön veren liderleri ve bilim insanlarını düşünün. Örneğin Cumhuriyetimiz’in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü. Birçok güçlüğü göze alarak kıvılcımını yaktığı ulusal kurtuluş savaşımız sayesinde bugün bağımsız bir cumhuriyet’te yaşıyoruz. Ya da ömrünü bir hastalığın çaresini bulmaya adayan bilim insanlarını… Bu kişiler, sahip oldukları kişisel güçlerine inanarak milyonlarca kişinin yaşamlarını değiştirip medeniyet tarihinde bireysel gücün önemini somutlaştırmışlardır.

Olumlu yönleriyle kısaca sınıflandırmaya çalıştığım bireysel güç, olumsuz yönleriyle de yaşamımızı etkileyebilir. Örneğin karamsar, negatif bir kişilik yapısıyla yaşamı kendine zehir eden bir kişi; çevresindekilere sahip olduğu yetkilerle mutsuz eden bir yönetici veya dünya savaşlarına neden olan, milyonlarca kişinin yaşamını zehir eden kişileri düşünebiliriz.

Bu durum, insanoğlunun bireysel tercihlerinin sadece kendi yaşamını değil, toplumsal yapıyı da etkileyebileceğini göstermektedir. Bu konuda verilebilecek en güncel örneklerden biri bireysel karbon salınımı olabilir. Bugün artık türümüzü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya getiren iklim değişiminin altında yatan en büyük sebep, davranışlarımız sonucu atmosfere saldığımız karbondioksit gazı olarak kabul ediliyor.
 
Bireysel Ayak İzimiz
Salınan karbon gibi, birey olarak, kendi kişisel davranışlarımızı “bireysel ayak izi” ile tanımlayarak hepimiz için birer ayak izinden bahsedebiliriz. Karbon ayak izimiz sadece iklim değişimi açısından önemli olabilir. Oysa bireysel ayak izimiz yaşamın tüm alanları için önem taşıyor.

Profesyonel kariyerimizde, aile hayatımızda, arkadaşlıklarımızda bıraktığımız ayak izimiz de son derece önem taşıyor, karakterimizle birlikte kişiliğimizi oluşturuyor. Bu ayak izimiz tevâfuk ediyor ve ilk önce bizim için bir rehber oluyor. Yıllar önce bir karikatürümde çizdiğim gibi, sevgi biçmenin yolu, sevgi ekmekten geçerek atalarımızın özetlediği gibi ekilen ne ise, biçilen de o oluyor. Dolayısıyla kendi ayak izimiz aslında ilk önce bizim için bir rehber oluyor. 

Evet, yaşam herkes için tevâfuk ediyor. Bugün ektiğimizi, zaman geçtikten sonra ilk biçen yine biz oluyoruz. Karmaşık ilişkilerın ve davranışların çözümlemesine gerek duymayan bu sade öğretinin, bugün boğuştuğumuz birçok sorunun da çözümü olduğuna inanıyorum. 

Yaşam her bireye hem iyi hem de kötü davranma fırsatı sunar. Kimileri şahsi hırsları peşinde koşarken çevresini göz ardı eder. Bireysel tatminini her şeyin üstünde tutar. Kimileri de yaşadığı topluma ve zamana değer katmak, faydalı olmak için üretir, ürettiğini paylaşır, paylaşmak için platformlar oluşturur.

Bu sene 20. kuruluş yılını kutladığımız Türkiye İç Denetim Enstitüsü’nün (TİDE), bugün meslek ailemizin sinerjisi ile ülkemiz ekonomisine kattığı değer, meslek ailemizin gelişimine yaptığı katkı ile bu platformlara vereceğimiz güzel bir örnek olabilir. Bugün yirmi sene önce yaratılan kuruluş ruhunun özü TİDE’de tevâfuk ederek bir değer haline gelmiş oldu. 

Sonuç
Yeni bir yılın arefesindeyiz. Bu satırları okuduğunuzda farklı anılarla 2015 yılını geride bırakmış, 2016 yılına birçok umut ve planlarla girmiş olacağız. Mutluluk, sağlık, başarı, birliktelik, üretim, verimlilik, sevgi ve barış yaşam sevincimizi arttıran güzel dileklerimiz olacak.  

2016 yılından ne beklersek bekleyelim, “yeni” yılda “tevâfuk” kelimesini biraz daha derin hissedeceğimiz “yeni” bir bakış açısı geliştirelim. Davranışlarımızın tevâfuk edeceğinin bilinciyle, üreterek paylaşacağımız verimli bir yıl geçirmeye çalışalım. Unutmayalım ki attığımız adımların izleri, geleceğimizi şekillendiren en önemli etken olacaktır. 

Sözlerimi Konfüçyüs’ün şu özlü cümlesi ile bitirirken, daha güzel ve yaşanılabilir bir gelecek yolunda herkesin yeni yılını kutluyorum. 

“Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil.” 

Ali Kamil UZUN, CPA, CFE, MA, CRMA, CAC
Türkiye İç Denetim Enstitüsü Kurucu Başkanı
 

 
 

 
Technorati Profile Add to Technorati Favorites