Toprağa Dokunma Hakkı...
Çocukken kazdığım toprağın kokusu hâlâ burnumda… Toprağı her avuçladığımda yayılan serinlik, nem ve merak… Küçücük ellerimle kazdığım toprak derinleştikçe, sanki dünyanın kalbine yaklaşıyordum. İstanbul’un ortasında, doğayla iç içe bir hayatın içinde büyüdüm. Meyve ağaçları, bostanlar, ahırlar arasında geçen bir çocukluktu benimkisi. Domatesin çiçeğini, sütün kaynağını, baharın mucizesini yaşayarak öğrendim. Toprağın bereketini, doğanın anaçlığını orada hissettim. Bugün dönüp baktığımda anlıyorum ki, bu deneyim sadece bir çocukluk hatırası değil; insanın dünyayla kurduğu ilişkinin en saf hâliydi. O gün farkında değildim ama aslında çok daha kıymetli bir şey bulmuştum: Doğayla bağ kurmayı. Bir zamanlar şehirlerin ortasında bile doğa hayatın içindeydi. Bahçeler, bostanlar, hayvan sesleri, mevsimlerin ritmi… İnsan doğayı izleyerek değil, onunla yaşayarak öğrenirdi. Bir sebzenin nasıl büyüdüğünü, sütün nereden geldiğini, baharın neden umut taşıdığını deneyimleyerek kavrar...