Yıllar Geçerken Zamansız Kalmak
Önceki yıllarda olduğu gibi 2025 yılı da her birimizde farklı anılar bırakarak geride kaldı.
Takvimler 2026 yılını gösteriyor…
Ardımızda kalan yıllar, aldığımız yaşlarla birlikte akla gelen aynı soru
cümlesi oluyor…
“Yıllar nasıl da
geçti” cümlesi, çoğu zaman bir iç çekişle akla gelir.
Ardında
pişmanlık mı vardır, yoksa yalnızca şaşkınlık mı, emin olmak zor.
Takvimler
ilerler, yaşlar büyür; biz ise aynı soruya dönüp dururuz: Bunca yıl boşa mı
geçti?
Belki de sorunun
kendisi yanlıştır. Çünkü zaman, boşa geçen bir şey değildir; yalnızca yaşanan
bir şeydir.
Asıl mesele, o
zamanın içini neyle doldurduğumuzdan çok, onun bizde neye dönüştüğüdür.
Modern hayat
bize sürekli “ilerleme” fikrini fısıldar: Daha fazlası, daha hızlısı, daha
yenisi…
Bu bakış
açısıyla geriye dönüp baktığımızda, görünür bir başarı yoksa yılları “kayıp”
sayarız.
Oysa insan
hayatı bir özgeçmişten ibaret değildir. Öğrenilen sabır, kabullenilen yenilgi,
sessizce atlatılan acılar özgeçmişe yazılmaz ama kişiyi kişi yapan tam da
bunlardır.
Bazı yıllar
vardır, dışarıdan bakıldığında neredeyse hiç iz bırakmamıştır. Aynı iş, aynı
ev, benzer günler…
Ama iç dünyada
fırtınalar kopmuştur. İnsan bazen bir yıl boyunca hiçbir yere gitmez ama
bambaşka birine dönüşür. Bu dönüşüm görünmez olduğu için değersiz sayılır. Oysa
belki de en gerçek ilerleme budur.
Yaş almak da
çoğu zaman yanlış anlaşılır. Gençlik, enerjiyle; yaşlılık, eksilmeyle eş
tutulur.
Hâlbuki yaş, bir
kayıp hanesi değil, bir bakış açısı birikimidir.
İnsan
yaşlandıkça her şeye sahip olmaz ama her şeye aynı ağırlığı vermez. Bu bir
hafifliktir; bir tür özgürlük…
“Keşke” ile dolu
yıllar boşa geçmiş sayılır mı? Belki…
Ama “keşke”
dediğimiz şey, bugünkü aklın dünkü hâle bakışıdır.
O günün
şartlarında verdiğimiz kararları, bugünün bilinciyle yargılamak adil değildir.
Zamanın bize asıl öğrettiği şey, bu yargıdan vazgeçebilmektir.
Belki de mesele,
yılların geçmesi değil; bizim onlarla nasıl bir ilişki kurduğumuzdur.
Zamanı bir
düşman gibi mi görüyoruz, yoksa bir öğretmen gibi mi?
Eğer sadece
tüketilen bir kaynak olarak bakarsak, her geçen yıl biraz daha fakirleşiriz.
Ama yaşanan, hissedilen, düşünülen bir alan olarak görürsek; yıllar geçtikçe
eksilmez, derinleşiriz.
Sonuçta zaman
geçer. Bu kaçınılmazdır. Ama her geçen yıl boşa gitmez; bazı yıllar anlatacak
hikâye, bazıları ise bilgelik bırakır.
Belki de asıl
farkındalık şudur: Hayat, dolu geçen yılların toplamı değil; bizi dönüştüren
anların izidir. Ve o izler, çoğu zaman sandığımızdan çok daha fazladır.
Uzun lafın
kısası;
Hayatı
özgeçmişi ile değil öz geleceğini tasarlayarak yaşayanların akan zamanla işi
olmaz.
Önemli
olan; yıllar geçerken, zamansız düşünmek, zamanın ötesinde yaşamak, zamansız kalmaktır.
Ali Kâmil
UZUN
Türkiye İç
Denetim Enstitüsü Kurucu ve Onursal Başkanı
Yorumlar