Etik Nedir?
Bir insanı doğru davranmaya iten şey nedir?
Kanun
korkusu mu?
İçinde
yetiştiği kültür mü?
Kurumunun
etik yönergesi mi?
Yoksa
kimsenin görmediği anda bile yanlış yapmasına engel olan vicdanı mı?
Belki
de etik üzerine en temel soru budur.
Günümüzde
etik denildiğinde çoğu zaman akla mevzuat kitapları, kurumların hazırladığı
davranış kuralları ya da imzalatılan etik taahhütnameleri geliyor.
Oysa
etik, imza atılan bir metin değildir; karaktere işleyen bir yaşam biçimidir.
Kanunlar
bize neyin suç olduğunu söyler. Etik ise neyin doğru olduğunu sorgulatır.
İkisi
aynı şey değildir.
Çünkü
her yasal olan, her zaman ahlaki ya da etik olmayabilir.
Tarih
bunun örnekleriyle doludur. Birçok dönemde hukuka uygun görülen uygulamalar,
yıllar sonra insanlık vicdanında mahkûm edilmiştir. Demek ki hukuk, etiğin
tabanı olabilir; ama zirvesi değildir.
Peki
kültür?
Kültür,
kuşkusuz etik davranışın önemli kaynaklarından biridir.
Saygıyı,
paylaşmayı, dayanışmayı ve birlikte yaşamayı aileden, çevreden ve toplumdan
öğreniriz. Ancak kültür de tek başına yeterli değildir. Çünkü her toplumun
doğruları farklı olabilir.
Bir
yerde normal kabul edilen davranış, başka bir toplumda etik dışı görülebilir.
Eğer etik yalnızca kültür olsaydı, evrensel insan haklarından söz etmek mümkün
olmazdı.
Ya
kurumların hazırladığı etik kurallar?
Onlar
gereklidir; hatta vazgeçilmezdir.
Özellikle
kamu yönetiminde, sivil toplum kurumlarında, akademide, sağlıkta, medyada, iş
ve meslek dünyasında etik ilkeler ortak bir standart oluşturur.
Ancak
etik, yalnızca kurallara uymaktan ibaret olduğunda mekanikleşir. İnsanlar doğru
olduğu için değil, ceza almamak için doğru davranmaya başlar. İşte o noktada
etik, değer olmaktan çıkar; prosedüre dönüşür.
Bana
göre etiğin merkezinde vicdan vardır. Çünkü vicdan, denetlenmeyen alanın
denetçisidir. Kamera yokken de doğruyu seçebilmektir. Kimsenin alkışlamadığı
bir iyiliği yapabilmek, kimsenin bilmeyeceği bir hatadan vazgeçebilmektir.
Ancak
vicdan da tek başına yeterli değildir. Çünkü vicdan eğitilmezse önyargılarla,
çıkarlarla ve alışkanlıklarla kolayca yön değiştirir. Bu nedenle etik; vicdanın
kültürle beslenmesi, hukukla korunması ve eğitimle geliştirilmesidir.
Bugün
yaşadığımız pek çok etik krizinin temelinde de bu dengeyi kaybetmiş olmamız
yatıyor.
Kurallar
var ama uygulanmıyor. Kültür var ama seçici işliyor. Vicdan var ama çoğu zaman
çıkarlara yeniliyor.
Sonra
da etik ihlallerini yalnızca yönetmeliklerle, yönergelerle çözmeye çalışıyoruz.
Oysa
etik, ceza korkusuyla değil; değer bilinciyle yaşar.
Belki
de artık çocuklarımıza sadece kuralları öğretmek yerine, neden doğru
davranmaları gerektiğini anlatmalıyız.
Kurumlarımızda
yalnızca uyum eğitimleri değil, etik muhakeme kültürü oluşturmalıyız. Çünkü
etik, ezberlenen maddelerle değil; sorgulayan zihinlerle güçlenir.
Sonuçta
etik ne yalnızca kanundur, ne yalnızca kültürdür, ne de sadece vicdandır.
Etik;
hukukun adaletle buluştuğu, kültürün insan onurunu beslediği ve vicdanın çıkar
karşısında susmadığı ortak zemindir.
Toplumları
ayakta tutan da işte bu zemindir.
Toplumları ayakta tutan yalnızca yazılı kurallar değildir; onları ayakta tutan, kuralların arkasındaki ortak değerlerdir.
Kanunlar
düzeni sağlayabilir, kültür aidiyet duygusunu güçlendirebilir, kurumlar ise
davranış standartları belirleyebilir. Ancak güveni inşa eden asıl unsur,
insanın kimsenin denetlemediği anda bile doğru olanı seçebilmesidir. Çünkü
etik, denetimin başladığı yerde değil, denetimin bittiği yerde anlam kazanır.
Bu
nedenle etik ihlallerini değerlendirirken yalnızca mevzuata veya kurallara
bakmak çoğu zaman yeterli değildir.
Bir
davranış hukuken yasaklanmamış olabilir; ancak çıkar çatışması yaratıyor,
adalet duygusunu zedeliyor, tarafsızlığa gölge düşürüyor ya da kamu güvenini
sarsıyorsa etik açıdan sorgulanmalıdır.
Etik,
“Yapabilir miyim?” sorusundan önce, “Yapmalı mıyım?” sorusunu sorabilme
cesaretidir.
Gerçek
etik kültürü, yalnızca kurallara uyulan kurumlarda değil; insanların doğru
olanı, zorunlu olduğu için değil, doğru olduğuna inandıkları için yaptığı
ortamlarda gelişir. Çünkü kurallar ihlali önleyebilir; fakat karakter inşa
edemez.
Karakteri
inşa eden ise vicdan, hesap verebilirlik ve ortak değerler etrafında şekillenen
etik kültürüdür.
Uzun lafın kısası;
Belki
de etik tartışmalarında asıl soruyu değiştirme zamanı gelmiştir.
“Kurala
aykırı mı?” diye sormak elbette önemlidir; fakat tek başına yeterli değildir.
Asıl
soru şu olmalıdır: “Bu davranış, toplumun güvenini güçlendiriyor mu, yoksa
zedeliyor mu?”
Çünkü
güvenin kaybedildiği yerde, en ayrıntılı mevzuatlar bile toplumun vicdanında
oluşan boşluğu dolduramaz.
Ali Kâmil UZUN
Meslek İnsanı, Sivil Toplum Gönüllüsü, Karikatürist
Yorumlar