İç Denetim Önce Dinlemektir…

İç denetim uzun yıllar boyunca “kontrol eden”, “hata bulan” ve “uygunsuzluk tespit eden” bir fonksiyon olarak görüldü. Oysa çağdaş iç denetim; riskleri anlayan, öngören, yönetime güvence sağlayan, danışmanlık yapan ve kurumsal değeri artıran stratejik bir yönetim fonksiyonudur.

Bu bakış açısını destekleyen ilginç bir ipucu, denetim kavramının etimolojisinde saklıdır.

İngilizcedeki audit sözcüğü, Latincede “duymak, işitmek” anlamına gelen audire fiilinden gelir. Aynı kökten türeyen audience ise dinleyenler topluluğunu ifade eder. Audit,  audience’dan türememiştir; ancak her ikisinin de ortak kökü bize önemli bir gerçeği hatırlatır: Denetimin başlangıç noktası dinlemektir.

Bu yalnızca tarihsel bir ayrıntı değildir. İç denetimin mesleki dönüşümünü açıklayan güçlü bir metafordur.

Bugün bir iç denetçi sahaya çıktığında önce kontrol listelerini değil, süreci dinlemelidir. Süreci yönetenleri, işi yapanları, riskleri yaşayanları, müşteriyi, tedarikçiyi ve zaman zaman da söylenmeyenleri…

Çünkü riskler çoğu zaman raporlarda değil, konuşmaların arasında saklıdır.

Denetçi bazen en önemli bulgusunu bir excel dosyasında değil, koridorda yapılan kısa bir sohbet sırasında edinir.

Çünkü denetimin en güçlü aracı dikkatle dinleyen bir zihindir.

Kontrol zafiyetleri bazen bir veri analizinde görünür; ancak çoğu zaman çalışanların kurduğu tek bir cümlede kendini ele verir:

“Biz bunu yıllardır böyle yapıyoruz.”

“Bu kontrol aslında hiç çalışmıyor.”

“Kimse bu rapora bakmıyor.”

“Bu süreçte herkes birbirini bekliyor.”

İyi bir iç denetçi, yalnızca bu cümleleri duyan kişi değildir; bu cümlelerin kurumsal riskle ilişkisini anlayabilen kişidir.

Uluslararası İç Denetim Standartları da aslında aynı anlayışı desteklemektedir.

İç denetçinin güvence verebilmesi için yeterli ve uygun kanıt toplaması gerekir.

Kanıt yalnızca belge değildir. Gözlem, görüşme, süreç sahipleriyle yapılan mülakatlar, veri analizi ve kurumun iletişim biçimi de denetim kanıtının önemli parçalarıdır.

Bu nedenle iç denetimin en önemli araçlarından biri soru sormaktır.

Ancak doğru soru sormaktan daha önemli olan, verilen cevabı gerçekten dinleyebilmektir.

Çünkü dinlemek yalnızca sesleri işitmek değildir; anlamı keşfetmektir.

Kurumsal iletişim zayıfladığında riskler büyür. Birimler birbirini dinlemez, yöneticiler çalışanlarını dinlemez, süreç sahipleri müşteriyi dinlemez.

İşte iç denetçi tam bu noktada yalnızca kontrol eden değil, kurumun farklı seslerini birbirine ulaştıran bağımsız bir iletişim köprüsü hâline gelir.

Denetim raporlarının en değerli kısmı çoğu zaman bulgular değildir; kurumun kendisi hakkında fark ettiği gerçeklerdir.

Başarılı iç denetçiler yalnızca iyi muhasebeci, iktisatçı, işletmeci, hukukçu veya mühendis değildir. Aynı zamanda iyi bir dinleyici, iyi bir gözlemci ve iyi bir iletişimcidir.

Belki de bu nedenle denetimin kökeninde “duymak” fiilinin bulunması tesadüf değildir.

İç denetim önce dinler.

Dinlediği için anlar.

Anladığı için güvence verir.

Ve güvence verdiği için kuruma değer katar.

Belki de mesleğimizi tanımlayan en kısa cümle şudur:

İç denetim, kontrol etmekten önce anlamaya çalışan bir dinleme disiplinidir.

İç denetim bize aslında yalnızca kurumları değil, hayatın kendisini de anlatır.

Çünkü denetimin özünde dinlemek varsa, bu yalnızca mesleki bir yaklaşım değildir; aynı zamanda insani bir erdemdir.

Bir aileyi ayakta tutan şey, bireylerin birbirini dinleyebilmesidir.

Bir kurumun sürdürülebilir başarısı, çalışanlarının sesinin duyulmasına bağlıdır.

Toplumlar ise farklı düşüncelerin birbirini bastırmadan dinlenebildiği ölçüde güçlenir.

İletişimin koptuğu yerde önce güven zedelenir; güvenin zedelendiği yerde ise risk büyür. Bu gerçek, aile için de geçerlidir, kurum için de, devlet için de…

Belki de bu nedenle iç denetim, yalnızca süreçleri değerlendiren bir meslek değildir. İyi uygulandığında kurumun “duyma yeteneğini” geliştiren bir işlev görür. Yönetimin duymadığı riskleri, çalışanların dile getiremediği sorunları ve süreçlerin sessizce biriktirdiği zafiyetleri görünür hâle getirir. İç denetçi bazen bir bulgudan çok, duyulmamış bir sesi yönetime ulaştırır.

Teknolojinin, yapay zekânın ve veri analitiğinin hızla geliştiği bir çağda bile değişmeyen bir gerçek var: Hiçbir algoritma, gerçekten dinleyen bir insanın yerini bütünüyle alamaz. Çünkü veriler ne olduğunu söyler; insanlar ise neden olduğunu anlatır. Denetim, bu iki dünyayı bir araya getirebildiği ölçüde değer üretir.

Belki de “audit” ile “audience” sözcüklerinin aynı kökten beslenmesi bize yüzyıllar öncesinden sessiz bir mesaj bırakmıştır: Önce duy, sonra değerlendir.

Mesleğimizin geleceğini belirleyecek en önemli yetkinlik belki de daha fazla kontrol etmek değil, daha iyi dinlemektir.

Çünkü denetimin en güçlü aracı kontrol listeleri değil, dikkatle dinleyen bir zihindir. Ve belki de hayatın her alanında olduğu gibi, iç denetimde de gerçek güven, insanların kendilerini duyulmuş hissettikleri yerde başlar.

Uzun lafın kısası;

Denetim, özünde bir dinleme sanatıdır. Çünkü insanı dinlemeyen hiçbir sistem riski gerçekten anlayamaz; riski anlayamayan hiçbir sistem de kalıcı güven inşa edemez.

 

Ali Kâmil UZUN

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

YAŞLANMANIN YAŞI…

Kıskançlığın önlenemez öfkesini yönetmek

30 YIL, SONSUZ GURUR...