Geleceğe Çağrı: "Bize Bir Şey Olur" Sorumluluğu
Eylül 2001’di...
Türkiye 2001 ekonomik krizinin ağır faturasıyla yüzleşirken,
biz Türkiye İç Denetim Enstitüsü olarak mesleğimiz adına tarihsel bir
sorumluluğu üstleniyor ve “İç Denetim Dergisi”nin ilk sayısını basıma
hazırlıyorduk.
Derginin basımının telaşı içindeyken, televizyon ekranlarına
düşen görüntüler dünyayı sarsıyordu: ABD’de 11 Eylül saldırıları yaşanıyor,
süper güç kabul edilen bir dünya devi kalbinden vuruluyordu.
Derginin ilk sayısında kaleme aldığım “Merhaba” başlıklı
başyazımda, insanlığın ve toplumların en büyük zafiyetine işaret eden o tanıdık
hikâyeyi tam olarak şöyle paylaşmıştım:
“Tanrı bir gün melekleri yanına çağırarak 'artık bilimsel
çalışacağız' der. Melekler şaşkın, bu sözün ne anlama geldiğini Tanrı’ya
sorarlar.
Tanrı, insanların ölürken söyledikleri son söz ile ahirette
söyledikleri ilk sözlere bakarak, istatistik bir çalışma başlatacaklarını
açıklar.
Bunun üzerine melekler başlarlar Tanrı’nın söylediği gibi
istatistik tutmaya.
Bir gün Tanrı, meleklerden bu istatistikleri
değerlendirmelerini ister. Melekler de istatistikleri değerlendirdiğinde;
İngilizlerin 'Good bye my darling', Almanların 'Ich liebe dich', Fransızların
ise 'O la la' sözlerini son ve ilk sözler olarak kullandıklarını, Türklerin de 'bana
bir şey olmaz ağabey' dediklerini rapor olarak Tanrı’ya sunarlar."
O gün, 11 Eylül trajedisinin sıcağı sıcağına şu
satırları yazmıştım kâğıda: Dünya devi ABD’nin de ulaştığı süper güce rağmen
riski göz ardı etme lüksü olmadığına hep birlikte tanık olduk. Yaşanan bu acı
olay, gücünüz ne olursa olsun riskin her zaman sizin dışınızda varlığını
sürdürdüğünü ve kendini ifade etmek için fırsat aradığını bir kere daha
gösterdi.
İbret Alınmayan Dersler ve Duyarsızlık
Kültürü
Araya tam 25 yıl girdi...
Çeyrek asır boyunca hem dünyada hem ülkemizde akıl almaz
teknolojik, ekonomik ve toplumsal dönüşümlere tanıklık ettik. Ne yazık ki, riske
karşı duyarsızlık, tedbirsizliği bir yetenek sanma sığlığı ve "bize bir
şey olmaz" özgüveni, toplumsal ve kurumsal genlerimizde varlığını
sürdürmeye devam etti.
Son 25 yılda yaşanan finansal krizler, kurumsal çöküşler,
denetimsizlik ve liyakatsizlik nedeniyle çöken yapılar, doğa afetlerinde ödenen
ağır insani bedeller ve iklim krizinden yapay zekâ risklerine kadar önümüzde
duran yeni tehditler...
Bütün bu ibretlik olaylar gösterdi ki; ders alınmayan her
risk, daha büyük bir felaket olarak geri dönüyor. Kültürümüzün bir parçası
haline gelen “risk körlüğü”,
kurumların sürdürülebilirliğini tehdit eden en sinsi virüs olarak bünyemizde
dolaşmaya devam ediyor.
Biz, ‘bize bir şey olmaz’ kültüründen beslenen özensiz,
düzensiz ve risk körü yaklaşımların bedelini krizlerle, yıkımlarla ve kurumsal
kayıplarla ödedik. Oysa iç denetim, felaket geldikten sonra ağıt yakmak değil;
fırtına kopmadan önce geminin alabora olmasını engelleyecek güvenceyi ve uz
görüyü koyabilmek demek.
Geleceğe Çağrı: “Bize Bir Şey Olur” Sorumluluğu
Aradan geçen yılların ardından bugün biliyoruz ki, riskleri
ortadan kaldırmak mümkün değil; ancak onları öngörmek, yönetmek ve
gerçekleşmeden önce gerekli önlemleri almak mümkün.
Bu nedenle geçmişe yalnızca yaşananları hatırlamak için
değil, geleceğe karşı sorumluluğumuzu yeniden düşünmek için bakmalıyız.
Yıllar önce “bize bir şey olmaz” diyerek özetlediğimiz risk
körlüğünün karşısına bugün başka bir anlayışı koymak zorundayız: “Bize bir
şey olur.”
Evet, bize bir şey olabilir.
Kurumlarımıza bir şey olabilir.
Ekonomimize, toplumumuza, çevremize ve geleceğimize bir şey
olabilir.
Önemli olan, bunu bir korku cümlesi olarak
değil; sorumluluk cümlesi olarak kurabilmek çünkü riskin varlığını
kabul etmek, tedbir almanın; tedbir almak ise geleceğe sahip çıkmanın ilk
adımı.
Tam da bu nedenle güçlü yönetişime, etik değerlere, etkin iç
kontrollere, proaktif risk yönetimine ve bağımsız iç denetime bugün her
zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
İç denetimin gerçek değeri de burada ortaya çıkıyor: Henüz
gerçekleşmemiş bir riskin farkına varabilmek, görünmeyen zafiyetleri görünür
kılmak ve kurumlara yalnızca bugünü değil, yarını da düşünme cesareti
kazandırmak.
Yılların
tecrübesi bize, mesele artık "bize bir şey olmaz" özgüveni değil,
"bize bir şey olabilir" öngörüsüyle hareket etmek olduğunu öğretti. Geleceğimize,
tehlikeyi görüp, gereken tedbiri zamanında alarak ve "bize bir şey
olabilir" bilinciyle sahip çıkabiliriz.
Daha şeffaf, daha hesap verebilir, daha etik ve risk bilinci
yüksek bir gelecek dileğiyle…
Ali Kâmil UZUN
Türkiye İç Denetim Enstitüsü Kurucu ve Onursal
Başkanı
Yorumlar