ÇİZGİLERDE SAKLI GELECEK
Bugün, yeni nesili ”Z” kuşağı olarak
tanımlıyoruz.
Ardımda kalan geçmişim belleğimde
canlanıyor.
Yeni nesilin yaşlarında bizlere de
“Zamane Çocuğu” dediklerini hatırlıyorum.
Çocukluğumda bu
sözü ne çok duydum. Çoğu zaman bir övgü değildi.
Soru sorduğumda,
alışılmışın dışına çıktığımda, yeni bir şey denemek istediğimde söylenirdi.
“İcat çıkarma” cümlesi ise bu tanımın ayrılmaz parçasıydı.
Belki de bugün Z
kuşağı diye tanımladığımız gençlerle ortak noktamız tam da burada.
Bir zamanlar
bize söylenen sözlerin benzerlerini şimdi onlar duyuyor.
Biz “zamane
çocuğu” idik, onlar başka isimlerle anılıyor. Ama özünde aynı şey devam ediyor:
Dünyayı kendilerinden önceki nesilden biraz farklı görme cesareti.
Aklıma vakti
zamanında çizdiğim bir karikatürüm geliyor, çizgiler gözlerimde canlanıyor.
Dijital arşivimden karikatürümü buluyorum.
İlk bakışta
mizahi bir abartı gibi görünen bu çizim, aslında bugünün ve geleceğin dünyasına
dair çok ciddi bir toplumsal uz görü barındırıyor.
Dünden kalan
çizgilerden bugünü ve geleceği okuyorum.
Mama sandalyesinde oturan bir bebek,
annesinin göğsünden uzanan bir pipetle beslendiğini hayal ediyordu.
Anne ile bebek arasındaki bağ,
insanlığın bilinen en saf, en organik ve en sürdürülebilir ilişkisidir.
O bağ sadece fiziksel bir beslenmeyi
değil; ten temasını, sabrı, güveni ve zamana yayılan bir emeği temsil eder.
Karikatürdeki "pipet" detayı
ise modern insanın en büyük hastalığına işaret ediyor: Hız,
kolaycılık ve aracı kılma arzusu.
Bugün "Z” kuşağı dediğimiz yeni
nesiller, her şeye bir tıkla, en hızlı ve en zahmetsiz şekilde ulaşmaya
programlanmış bir dünyanın içine doğuyorlar.
Bu durum sadece teknoloji kullanımıyla
sınırlı kalmıyor; dünyaya bakış açısını, sabır eşiğini ve ne yazık ki insani
ilişkileri de şekillendiriyor.
Süreci yaşamak yerine doğrudan sonuca
odaklanan, emeği aradan çıkarıp sadece "faydayı" hızla tüketmek
isteyen bir anlayış kapımızı çalıyor.
Geleceğe doğru attığımız her adımda,
yapay zekânın, dijital asistanların ve ekranların hayatımızı kolaylaştırdığını
savunuyoruz.
Evet, teknoloji operasyonel yüklerimizi
hafifletiyor; ancak tehlike, bu "pratiklik" arzusunun duygusal
dünyamıza sızdığı an başlıyor.
Yüz yüze konuşmak yerine mesajlaşmayı, bir
dostun sesini duymak yerine sosyal medyadan bir emoji göndermeyi, uzun uzun
dinlemek yerine hızlandırılmış videolarla bilgiyi hap gibi yutmayı tercih
ediyoruz.
Tıpkı karikatürdeki bebeğin, anne
şefkatinin ve temasının getirdiği o doğal süreci yaşamak yerine, anne sütünü
bir "ürün" gibi pipetle çekmek istemesi gibi...
Biz de hayatı, sevgiyi ve dostluğu
paketlenmiş, rafine edilmiş ve hızlandırılmış formatlarda tüketmeye
çalışıyoruz.
Geleneksel olanın sıcaklığı ile modern
dünyanın pratikliği arasında sıkışıp kaldığımız bu keskin virajda, insanı
"insan" yapan en temel bağlar bile form değiştiriyor.
Biz
sürdürülebilir bir gelecek inşa etmeye çalışırken, hayatın bizzat kendisini ve
insan ilişkilerini sadece birer "tüketim nesnesi" haline mi
getiriyoruz?
Bugün kurumsal dünyada, akademide ve
toplumsal platformlarda en çok konuştuğumuz kavramların başında
"sürdürülebilirlik" geliyor.
Enerjiyi, kaynakları, doğayı korumaktan
bahsediyoruz.
Peki ya insani
değerlerin, derin bağların ve toplumsal hafızanın sürdürülebilirliği ne olacak?
Gerçek sürdürülebilirlik, sadece
kaynakları verimli kullanmak değil; insanı insan yapan değerleri, nesiller
arası aktarımı ve o kopmaz bağları koruyabilmektir.
Eğer geleceğin dünyasında her şeyi
mekanikleştirir, araya dijital ya da pratik "pipetler" koyarak aramızdaki
teması yok edersek, elimizde sürdürülecek bir "insanlık hikâyesi"
kalmayabilir.
Zamanın ruhunu yakalamak, dijital
dönüşüme ayak uydurmak elbette kaçınılmaz ve gerekli. Ancak bunu yaparken
hayatın özündeki o zahmetli ama şifalı süreçleri, sabrı ve samimiyeti feda
etmemeliyiz.
Mama sandalyesindeki o minik bebeğin
hayal ettiği kolaycılık bizi düşündürmeli; çünkü insan, sadece tükettiği
besinle değil, o besini alırken kurduğu bağla büyür ve geleceğe taşınır.
Uzun lafın
kısası;
Yazımın başında
da ifade ettiğim gibi; dünkü kuşak, zamane çocukları olan bizlerin, bugün Z
kuşağı diye tanımladığımız gençlerle ortak noktamız olan dünyayı kendi
neslimizden önceki nesilden biraz farklı görme cesaretimizle gelecek güzel
gelecek…
Gelecek,
birbirini eleştiren kuşakların değil; birbirini dinleyen kuşakların eseri
olacak.
Ali Kâmil UZUN

Yorumlar