Mutfağın Lezzeti mi, Vitrinin Işığı mı?
Modern çalışma hayatının en eski tartışmalarından biri; işin mutfağında olmak mı daha değerlidir, vitrinde olmak mı?
Bir
tarafta üretimin görünmeyen kahramanları vardır. Süreci tasarlayanlar,
sorunları çözenler, gece yarılarına kadar emek verenler, yani mutfaktakiler.
Diğer tarafta ise markanın yüzü olanlar, sunumu yapanlar, sahneye çıkanlar,
alkışı toplayanlar, yani vitrindekiler.
İdeal
dünyada emek ile görünürlük aynı kişide buluşur. Ancak gerçek hayat çoğu zaman
böyle işlemez.
İş
dünyasında değerin ölçülmesi, çoğu zaman üretilen katkının büyüklüğünden çok, o
katkının ne kadar görünür olduğuna bağlıdır. Çünkü insanlar sonucu görür,
süreci değil. Bir binanın mimarı unutulabilir ama açılış kurdelesini kesen kişi
hafızalarda kalır. Bir projenin teknik mimarları aylarca çalışabilir, fakat
başarı hikâyesi toplantı salonunda sunumu yapan kişinin adıyla anılabilir.
Bu
durum adil midir? Tartışılır.
Ancak
görünürlüğün kendi içinde ayrı bir emek gerektirdiğini de kabul etmek gerekir.
Vitrinde olmak sadece fotoğraf vermek ya da konuşmak değildir. Temsil etmek,
ikna etmek, eleştiriye açık olmak ve sorumluluğu üstlenmek de vitrinin
bedelleridir. Bu nedenle mutfak ve vitrin arasında basit bir üstünlük ilişkisi
kurmak doğru olmaz.
Yine
de sorumuz farklı: Emeğin değer görmesi konusunda kim daha şanslıdır?
Bu
sorunun cevabı büyük ölçüde vitrindekilerdir.
Çünkü
takdir, çoğu zaman gözün gördüğüne gider. İnsan zihni görünür olanı
ödüllendirmeye eğilimlidir. Kurumlarda terfilerden toplumsal itibara kadar
birçok unsur, yapılan iş kadar o işin nasıl anlatıldığıyla da ilgilidir. Ne
yazık ki sessiz çalışanların hak ettiği değeri her zaman alamamasının nedeni
budur.
Fakat
burada önemli bir ayrım yapmak gerekir. Görünür olmak ile değerli olmak aynı
şey değildir. Vitrin daha fazla takdir getirebilir; fakat kalıcı saygınlık çoğu
zaman mutfakta üretilen gerçek yetkinlikten doğar.
Işıklar
söndüğünde, alkışlar dindiğinde, ayakta kalan şey kişinin ne kadar göründüğü
değil, ne kadar değer üretebildiğidir.
Belki
de günümüzün en büyük yanılgısı, görünürlüğü değerin kendisi sanmaktır. Oysa
görünürlük değerin kanıtı değil, yalnızca onun vitrini olabilir.
Bu
nedenle kariyer yolculuğunda doğru soru “Mutfakta mı olayım, vitrinde mi?”
sorusu değildir.
Asıl
soru şudur: “Ürettiğim değeri görünür kılabiliyor muyum?”
Çünkü
sadece vitrinde olmak kısa ömürlü bir şöhret yaratır.
Sadece
mutfakta kalmak ise hak edilen karşılığın alınmasını zorlaştırır.
Başarının
sürdürülebilir formülü, mutfağın derinliği ile vitrinin görünürlüğünü aynı
potada eritebilmektir.
Gerçek
değer, üretmekten gelir. Ama o değerin karşılık bulması için bazen sahneye
çıkmak da gerekir.
Değer
üretmek başarıyı mümkün kılar; o değeri görünür kılmak ise başarıyı
sürdürülebilir kılar.
Günün
sonunda insanlar sizi ne kadar görünür olduğunuzla değil, görünür kıldığınız
değerin kalıcılığıyla hatırlar. Çünkü sahne alkış toplar, ama alkışı hak eden
şey her zaman mutfakta pişendir.
Uzun
lafın kısası;
Mutfak
sizi güçlü kılar, vitrin sizi görünür kılar; iz bırakanlar ise ikisini aynı
hikâyede buluşturanlardır…
Ali Kâmil UZUN
Yorumlar