Gençlik Sadece Geleceğimiz Değil, Bugünümüzün Ortağıdır

12 Ağustos, Birleşmiş Milletler tarafından Uluslararası Gençlik Günü olarak ilan edildi.

Her yıl bu gün vesilesiyle gençliği konuşuyor, gençlerin sorunlarını, beklentilerini ve geleceğini yeniden düşünüyoruz.

Oysa gençlik, takvimde bir güne sığmayacak kadar büyük bir kavram.

Gençlik; yalnızca yaş değil, hayata bakış biçimidir.

Merak etmektir.

Sorgulamaktır.

Öğrenmekten vazgeçmemektir.

Yeni bir şey denemek için cesaret göstermek, başarısız olduğunda yeniden başlayabilmektir.

Ve belki de en önemlisi, geleceğin bugünden kurulabileceğine inanmaktır.

Yıllar önce “Gençlik geleceğimizdir…” derken, gençlerin yetiştirilmesinin yalnızca gençlerin değil, toplumun ortak sorumluluğu olduğunu düşünmüştüm. Çünkü gençlere nasıl bir eğitim, nasıl bir kültür, nasıl bir çalışma ortamı ve nasıl bir gelecek bıraktığımız; aslında nasıl bir toplum olmak istediğimizin de cevabıdır.

Bugün bu düşünceye bir cümle daha eklemek istiyorum:

Gençlik sadece geleceğimiz değildir; bugünümüzün de ortağıdır.

Gençleri geleceğin yöneticileri, bilim insanları, girişimcileri, sanatçıları veya meslek insanları olarak görmek elbette önemlidir. Ancak gençleri yalnızca “yarının insanları” olarak görmek, onların bugünkü değerini eksiltir.

Gençlerin bugün söyleyecek sözü vardır.

Bugün soracak soruları vardır.

Bugün değiştirecekleri şeyler vardır.

Bugün hayata katacakları fikirleri vardır.

Bu nedenle gençlere yalnızca tavsiye vermek değil, onları dinlemek; yalnızca yol göstermek değil, onlarla birlikte yürümek gerekir.

Çünkü çağımızın en değerli sermayesi yalnızca sahip olduğumuz maddi kaynaklar değil; bilgiye ulaşabilen, bilgiyi sorgulayabilen ve bilgiden değer üretebilen insan kaynağıdır.

Teknolojinin baş döndürücü bir hızla değiştiği, yapay zekânın hayatımızın her alanına girdiği, mesleklerin ve çalışma biçimlerinin yeniden şekillendiği bir dünyada gençlerin önündeki fırsatlar kadar belirsizlikler de büyüyor.

Böyle bir dünyada gençlere yalnızca “geleceğin mesleğini” öğretmek yeterli olmayacaktır.

Onlara öğrenmeyi öğrenmeyi, değişime uyum sağlamayı, eleştirel düşünmeyi, etik değerlerle karar vermeyi, farklılıklarla birlikte yaşamayı ve en önemlisi kendi hikâyelerini yazmayı öğretmeliyiz.

Çünkü geleceğin hangi mesleklerden oluşacağını bugünden bütünüyle bilemeyebiliriz.

Ama geleceğin nasıl insanlara ihtiyaç duyacağını biliyoruz.

Merak eden, üreten, paylaşan, sorumluluk alan, özgür düşünebilen ve vicdanını kaybetmeyen insanlara…

Gençliğe dair düşünürken kendi gençliğime de dönüyorum.

Yılların bana öğrettiği en önemli şeylerden biri şu:

Kendine zaman tanı.

Gençlik acelecidir.

Başarı hemen gelsin ister.

Kariyer hemen şekillensin, emek hemen karşılığını bulsun, hayaller hemen gerçekleşsin ister.

Oysa hayatın bazı cevapları zamana ihtiyaç duyar.

Bazı başarısızlıklar, gelecekteki başarının hazırlığıdır.

Bazı gecikmeler, aslında bizi doğru zamana hazırlar.

Bazı yollar ise ancak yürüdükçe öğrenilir.

Bu nedenle gençlere verebileceğimiz en değerli tavsiyelerden biri, kendilerine güvenmeleri kadar kendilerine zaman tanımalarıdır.

Bugün gençlere baktığımda yalnızca onların geleceğini değil, bizim de geleceğimizi görüyorum.

Onların hayallerinde ülkemizin geleceğini, sorularında değişimin işaretlerini, meraklarında bilimin gücünü, cesaretlerinde yenilenme enerjisini görüyorum.

Gençlerin hayal kurabileceği bir toplum inşa edebilirsek, geleceğe umut bırakabiliriz.

Gençlerin soru sormaktan korkmadığı, fikirlerini özgürce ifade edebildiği, bilimsel düşüncenin değer gördüğü, emeğin ve liyakatin karşılık bulduğu, farklılıkların zenginlik kabul edildiği bir gelecek için hepimizin sorumluluğu var.

Çünkü gençlik yetiştirilecek bir “gelecek nesil” değil; bugün birlikte geleceği kurduğumuz nesildir.

Bir ülkenin gerçek gücü, gençlerinin yalnızca sayısıyla değil; onların hayallerini gerçeğe dönüştürebilecekleri imkânlarla ölçülür.

Bu nedenle gençlere güvenmek yetmez.

Onlara fırsat vermek gerekir.

Onları dinlemek gerekir.

Onlara alan açmak gerekir.

Onlarla birlikte üretmek gerekir.

Ve belki de en önemlisi, onlara umut verecek bir gelecek tasarlamak gerekir.

Bugün Uluslararası Gençlik Günü.

Gençlerimize sadece “geleceğimizsiniz” demek yerine, onlara şunu söyleyelim:

Bugün bizimle birlikte bu hayatın, bu ülkenin ve bu dünyanın geleceğini kuruyorsunuz.

Hayal kurun.

Merak edin.

Sorgulayın.

Öğrenin.

Yanılmaktan korkmayın.

Yeniden başlayın.

Kendinize zaman tanıyın.

Ve kendi hikâyenizi yazmaktan vazgeçmeyin.

Çünkü gelecek, bir gün gelip bizi bulacak bir yer değildir.

Gelecek, bugün birlikte kurduğumuz hikâyedir.

Gençlerin hayalleri varsa, umut vardır.

Umut varsa, gelecek vardır.

Ve gençlik varsa, gelecek her zaman yeniden yazılabilir.

12 Ağustos Uluslararası Gençlik Günü kutlu olsun.

Gençlerimizin aklı, bilimi, vicdanı, hayalleri ve umudu; geleceğimizin en büyük gücü olsun.

 

Ali Kâmil UZUN

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ne olacak bu dünyanın hali?

YAŞLANMANIN YAŞI…

MERAK VE GÜVEN