Sivil Toplumda Kurumsal Yönetişim: Emaneti Geleceğe Taşımak

Kurumsal yönetişim denildiğinde çoğumuzun zihninde şirketler, yönetim kurulları, pay sahipleri, şeffaflık, hesap verebilirlik ve risk yönetimi beliriyor.

Oysa kurumsal yönetişim, yalnızca şirketlerin değil; sivil toplum kuruluşlarının, meslek örgütlerinin, odaların, vakıfların, derneklerin ve iş dünyasını temsil eden kuruluşların da temel meselesidir.

Çünkü bu kurumların her biri bir değeri, bir amacı, bir mesleği, bir topluluğu ya da ortak bir menfaati temsil eder.

Ve temsil etmek, aynı zamanda bir emaneti taşımaktır.

Bu nedenle bugün asıl sorumuz şu olmalı: Kurumlarımızı nasıl yönetiyoruz?

Belki daha önemli soru ise şu: Bize emanet edilen kurumu, bizden sonraki kuşağa nasıl teslim edeceğiz?

Kurumların en değerli sermayesi: Güven

Bir şirketin finansal performansını bilançosunda görmek mümkündür.

Ancak bir sivil toplum veya meslek kuruluşunun en değerli varlığı bilançoda yer almaz.

O varlık güvendir.

Üyenin kurumuna duyduğu güven…

Gönüllünün emeğinin değer gördüğüne duyduğu güven…

Paydaşların kurumun temsil gücüne duyduğu güven…

Toplumun kurumun amacına ve duruşuna duyduğu güven…

Bu nedenle kurumların gerçek sermayesi yalnızca sahip oldukları maddi kaynaklar değildir. Asıl sermayeleri, paydaşlarının zihninde ve vicdanında biriktirdikleri itibardır.

Güvenin kazanılması yıllar alır; kaybedilmesi ise çok daha kısa sürebilir.

İşte kurumsal yönetim, tam da bu noktada önem kazanır.

Şeffaflık, hesap verebilirlik, adalet, sorumluluk, etik, katılımcılık ve etkin risk yönetimi; aslında tek tek ilkelerden ibaret değildir.

Bunların ortak paydası güveni korumaktır.

Temsil etmek, hesap vermeyi de gerektirir

Sivil toplum ve meslek kuruluşlarının en önemli özelliklerinden biri temsil yeteneğidir.

Bir kurum adına konuşmak, yalnızca bir unvan taşımak değildir.

Bir topluluğun beklentilerini, değerlerini ve geleceğini temsil etmektir.

Bu nedenle temsil yetkisi beraberinde hesap verebilirliği de getirir.

Kimin adına karar alıyoruz?

Kararlarımızı hangi bilgiye dayanarak veriyoruz?

Farklı görüşleri ne ölçüde dinliyoruz?

Kaynakları ne kadar etkin kullanıyoruz?

Üyelerimize ve paydaşlarımıza karşı ne kadar şeffafız?

Bugünün kararlarının yarının kurumu üzerindeki etkisini düşünüyor muyuz?

Bu sorular yalnızca mevzuatın veya iç düzenlemelerin gerektirdiği sorular değildir.

Bunlar aynı zamanda kurumsal vicdanın sorularıdır.

Güçlü liderlikten güçlü kurumlara

Sivil toplumun ve meslek kuruluşlarının gelişiminde liderlerin rolü kuşkusuz büyüktür.

Birçok kurum, vizyon sahibi insanların cesareti, emeği ve adanmışlığı sayesinde kurulmuş ve büyümüştür.

Ancak kurumsallaşmanın gerçek sınavı, güçlü bir liderin varlığında değil, o lider olmadığı zaman ortaya çıkar.

Bir kurum, liderinin kişisel hafızasıyla mı yaşayacaktır?

Yoksa ortak akla, sağlam süreçlere, kurumsal hafızaya, etik değerlere ve sürdürülebilir bir yönetişim anlayışına mı sahip olacaktır?

İyi liderler kurumları büyütür. İyi yönetişim ise kurumların liderlerden daha uzun yaşamasını sağlar.

Bu nedenle kurumsallaşma, liderliği azaltmak değil; liderliğin bıraktığı değeri kalıcı hale getirmektir.

Yönetim kurulu: Karar organından stratejik akla

Günümüzün hızla değişen dünyasında yönetim kurullarının rolünü de yeniden düşünmek gerekiyor.

Yönetim kurulu yalnızca gündem maddelerini görüşen, karar alan ve faaliyetleri onaylayan bir yapı olmamalı.

Kurumun geleceğini sorgulayan; riskleri önceden gören; farklı bakış açılarını aynı masada buluşturan; etik değerleri koruyan; kaynakların etkin kullanılmasını gözeten; gençlerin ve yeni kuşakların sesine kulak veren; kurumun bugününü yönetirken yarınını düşünen stratejik bir akıl platformu olmalı.

Çünkü iyi yönetişim, yalnızca doğru karar vermek değildir.

Doğru soruları doğru zamanda sorabilmektir.

Uyumdan değer yaratmaya

Kurumsal yönetişimi yalnızca mevzuata uyum, prosedürlere bağlılık veya raporlama yükümlülüğü olarak görmek de yeterli değildir.

Elbette kurallar önemlidir.

Ancak kurumsal yönetişimin asıl amacı, kurallara uyan kurumlar yaratmanın ötesindedir.

Asıl mesele şudur:

Bize emanet edilen kaynak, yetki ve güveni nasıl daha büyük bir değere dönüştürüyoruz?

İşte burada iç denetimin kurumsal yönetime katkısı da daha iyi anlaşılabilir.

İç denetim yalnızca geçmişte ne olduğunu inceleyen bir kontrol mekanizması değildir.

Doğru tasarlandığında ve bağımsız bir bakış açısıyla yürütüldüğünde; yönetişim, risk yönetimi ve kontrol süreçlerinin geliştirilmesine katkı sağlayarak kurumun geleceğe daha güvenle hazırlanmasına yardımcı olur.

Bu yaklaşım, sivil toplum ve meslek kuruluşları için de son derece değerlidir.

Yeniçağın yönetişimi: Kolektif akıl

Bugün kurumlar daha karmaşık bir dünyada faaliyet gösteriyor.

Teknoloji, yapay zekâ, jeopolitik gelişmeler, ekonomik belirsizlikler, yeni çalışma biçimleri ve değişen kuşak beklentileri kurumların karar alma süreçlerini de dönüştürüyor.

Böyle bir dünyada hiçbir yönetim kurulunun veya liderin bütün soruların cevaplarını tek başına bilmesi mümkün değil.

Geleceğin kurumları, tek bir aklın doğrularından çok, farklı akılların ortak değer üretme kapasitesiyle güçlenecek.

Gençlerin enerjisi…

Deneyimli kuşakların birikimi…

Profesyonellerin uzmanlığı…

Gönüllülerin adanmışlığı…

Üyelerin beklentileri…

Paydaşların farklı bakış açıları…

Bütün bunları aynı hedef etrafında buluşturabilmek, yeni nesil yönetişimin temel özelliklerinden biri olacak.

Yapay zekâ çağında bu konu daha da önemli hale geliyor.

Yapay zekâ bize daha fazla bilgi sağlayabilir, alternatifleri daha hızlı analiz edebilir ve karar süreçlerimizi destekleyebilir.

Ancak hangi değerin korunacağına, hangi amacın izleneceğine ve hangi kararın kurumun geleceğine hizmet edeceğine ilişkin sorumluluk hâlâ insanlara aittir.

Bu nedenle geleceğin yönetişimi teknoloji ile insanın değil, teknoloji ile insan aklının ve etik sorumluluğun birlikte çalıştığı bir yönetişim olacaktır.

Kurumun gerçek başarısı nedir?

Bir kurumun başarısını yalnızca üye sayısıyla, bütçesiyle, etkinlik sayısıyla veya görünürlüğüyle ölçmek yeterli değildir.

Asıl başarı; kurumun amacını koruyabilmesi, değerlerini yaşatabilmesi, paydaşlarının güvenini artırabilmesi, yeni kuşakları yetiştirebilmesi, kurumsal hafızasını geleceğe aktarabilmesi ve kendisinden sonra geleceklerin üzerine yeni değerler inşa edebileceği sağlam bir zemin bırakabilmesidir.

Çünkü kurumlar yalnızca bugün için kurulmaz.

Kurumlar, kendilerinden sonraki nesiller için de kurulur.

Belki de bu yüzden kurumsal yönetimi yeniden tanımlamamız gerekiyor.

Kurumsal yönetişim; sadece yönetmek değil, sadece denetlemek değil, sadece hesap vermek değil, sadece kurallara uymak da değil.

Kurumsal yönetim, bir emaneti geleceğe taşıma sanatıdır.

Bugünün yöneticileri olarak bizlere düşen, kurumlarımızı kendi dönemimizin başarı hikâyesi olarak bırakmak değil; bizden sonraki kuşakların daha ileriye taşıyabileceği bir miras bırakmaktır.

Çünkü iyi kurumlar değer üretir.

Güçlü kurumlar güven oluşturur.

Kalıcı kurumlar ise güveni, değeri ve kurumsal hafızayı gelecek kuşaklara aktarabilir.

Ve belki de iyi yönetişimin en anlamlı ölçüsü şudur:

Bizden sonra gelenler, bize bırakılan emaneti ne kadar iyi koruduğumuz kadar, onu nasıl büyüttüğümüzü, nasıl ileri taşıdığımızı ve geleceğe nasıl daha güçlü teslim ettiğimizi hatırlasınlar.

 

Ali Kâmil UZUN

Türkiye İç Denetim Enstitüsü Kurucu ve Onursal Başkanı

 

 

  

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gençliğime Tavsiye

SAWYER'S İç Denetçiler için Rehber Kitabının Türkçe Çevirisi Üzerine...

Yapay Zekâ Ne Kadar Güvenilir?