Yaşam Bütçeniz İdealleriniz için Yetecek mi?
Geçtiğimiz
günlerde bir toplantıda bana bir soru soruldu.
“Yaşam bütçeniz idealleriniz için yetecek mi?”
Bir an durdum.
Soru kısa
görünüyordu ama aslında çok derindi.
Çünkü bu soru,
yalnızca “Ne kadar zamanınız kaldı?” diye sormuyordu.
Bana biraz da, “Hayatınızın
bundan sonrasını neye ayıracaksınız?” diye soruyordu.
Yıllardır sivil
toplum içinde gönüllülük yapıyor, sorumluluk üstleniyor, kurumların ve
mesleklerin gelişimine katkı vermeye çalışıyorum.
Bu nedenle soru,
ister istemez insanı kendi hayatına dönüp bakmaya davet ediyor.
Hayatımın ne kadarını ideallerime ayırdım?
Ve bundan sonra
ne kadarını ayırabilirim?
Hepimizin bir yaşam bütçesi var
Maddi bütçemizi
biliriz.
Gelirimizi,
giderimizi, birikimimizi, yatırımımızı hesaplarız.
Ama bir de çoğu
zaman hesaplamadığımız başka bir bütçemiz var: Yaşam
bütçemiz.
Onun para birimi
zaman…
Sermayesi bilgi
ve deneyim…
Gücü emek…
Teminatı inanç…
Ve değeri,
hayatımızdan geriye bırakacağımız iz.
Bu bütçe
sınırsız değil.
Her gün biraz
daha azalıyor.
Ama yaşam
bütçesinin çok özel bir tarafı var:
Neye harcandığı, hayatımızın anlamını belirliyor.
Zamanımızı
nereye veriyorsak, aslında hayatımızdan oraya bir pay ayırıyoruz.
Bir toplantıya…
Bir insana…
Bir gence…
Bir kuruma…
Bir mesleğe…
Bir ideale…
Her biri yaşam
bütçemizden yapılan bir harcama.
Peki, benim cevabım ne?
Bana sorulan
soruya bugün daha açık bir cevap verebilirim.
“Yeter mi bilmiyorum; ama yettiği kadarını değil, gerektiği
kadarını vermeye hazırım.”
Çünkü insanın
önünde ne kadar zaman kaldığını bilmesi mümkün değil.
Ama elindeki
zamanı ne için kullanacağı konusunda bir tercihi var.
Benim için sivil
toplum gönüllülüğü de yıllar içinde böyle bir tercih oldu.
Bir mesleğin
gelişmesine katkı vermek…
Bir kurumun
geleceğine yatırım yapmak…
Gençlere yol
açmak…
Bilgiyi ve
deneyimi paylaşmak…
Benden sonra
geleceklerin daha güçlü bir zeminde yürümesine katkıda bulunmak…
Bunları hiçbir
zaman yalnızca bir görev olarak görmedim.
Bunları, hayatın
bana sunduğu anlam alanlarından biri olarak gördüm.
İdeallerin de bir bedeli vardır
İdeal sahibi
olmak kolaydır.
Zor olan,
idealiniz için yaşamınızdan bir pay ayırmaktır.
Çünkü her
idealin bir bedeli vardır.
Zaman ister.
Emek ister.
Sabır ister.
Bazen
konforunuzdan vazgeçmenizi ister.
Bazen kişisel
çıkarlarınızın önüne ortak faydayı koymanızı ister.
Sivil toplum
gönüllülüğü biraz da budur:
Karşılığını hemen almayacağınız bir geleceğe bugün yatırım
yapmak.
Bazen alkışsız…
Bazen
görünmeden…
Bazen sonucunu
siz görmeden…
Ama inanarak.
Ve belki de tam
burada Nâzım Hikmet’in dizeleri bize başka bir şey hatırlatır:
“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi
kardeşçesine…”
Tek başına bir
hayat yaşamak başka; hayatımızı başkalarının hayatına, ortak bir ideale ve
geleceğe adamak başka.
Liderlik, yaşam bütçesinden pay vermektir
Yıllar içinde
şunu daha iyi anladım:
Liderlik
yalnızca önde olmak değildir.
Bazen bir adım
öne çıkmak…
Bazen bir adım
geride durmak…
Bazen başkasının
önünü açmak…
Bazen de sizden
sonra geleceklerin yolunu aydınlatmaktır.
Özellikle
gönüllülük alanında liderlik, bana göre biraz da şudur:
Kendi yaşam bütçenden başkalarının geleceğine pay ayırabilmek.
Bir mesleğin
gelişmesi için zaman vermek…
Bir kurumun
geleceği için emek vermek…
Gençlere yol
göstermek…
Bir değerin
yaşaması için sorumluluk almak…
Sizden sonra
geleceklerin daha sağlam bir zeminde yürümesi için taşın altına elinizi koymak…
Bunların hepsi
yaşam bütçesinden yapılan harcamalardır.
Ama burada güzel
bir paradoks vardır:
Bazı harcamalar insanı eksiltmez, çoğaltır.
Bilginizi
paylaşırsınız, bilgi çoğalır.
Deneyiminizi
aktarırsınız, deneyim çoğalır.
Bir gence fırsat
verirsiniz, umut çoğalır.
Bir kuruma katkı
verirsiniz, kurumsal hafıza güçlenir.
Bir ideale sahip
çıkarsınız, o ideal sizden sonra da yaşamaya devam eder.
Bazı değerler paylaşıldıkça büyür.
Yaşam bütçesi aynı zamanda bir öncelik bütçesidir
Hiçbirimizin
zamanı sınırsız değil.
Her şeye
yetişemeyiz.
Her sorunu
çözemeyiz.
Her davanın
parçası olamayız.
Bu nedenle insan
hayatının belirli bir döneminde kendisine şu soruyu sormalı:
“Ben yaşam bütçemi neye harcamak istiyorum?”
Çünkü
önceliklerimiz, yaşam bütçemizin harcama planıdır.
Neye zaman
ayırıyorsak, ona değer veriyoruz.
Neye emek
veriyorsak, onu büyütüyoruz.
Neyi geleceğe
taşıyorsak, aslında ona inandığımızı söylüyoruz.
Bir gün bütçe kapanacak
Maddi bütçeler
yeniden yapılabilir.
Kaybedilen para
kazanılabilir.
Eksilen kaynak
yerine konabilir.
Ama zaman
farklıdır.
Harcanan bir gün
geri gelmez.
Bir gün
hepimizin yaşam bütçesi kapanacak.
O gün belki şu
soruların cevabını arayacağız:
Ne kadar
kazandım?
Ne kadar
büyüdüm?
Ne kadar
tanındım?
Ne kadar makam
taşıdım?
Ama belki çok
daha önemli sorular olacak:
Kimin hayatına dokundum?
Hangi gencin yolunu aydınlattım?
Hangi değerin yaşamasına katkı verdim?
Benden sonra kim daha iyi bir yerden başlayabildi?
Benden önce başlayan hangi emaneti daha ileri taşıdım?
İşte insanın
gerçek bilançosu biraz da burada ortaya çıkıyor.
Çünkü hayat bir emanettir
Sivil toplum
gönüllülüğünün bana göre en değerli taraflarından biri, insanın kendi hayatının
ötesine yatırım yapmasıdır.
Bizden önce
birileri vardı.
Onlar hayal
kurdu.
Emek verdi.
Mücadele etti.
Bir şeyler inşa
etti.
Ve bize bir
emanet bıraktı.
Biz o emaneti
aldık.
Üzerine kendi
tuğlamızı koyduk.
Şimdi sıra,
bizden sonra geleceklerde.
İşte burada
liderliğin en anlamlı tarafı ortaya çıkıyor.
Emaneti sahiplenmek kadar, emaneti devretmeye hazır olmak.
Bir gün meşaleyi
biz taşıyamayacağız.
Ama mesele
meşalenin kimin elinde olduğu değil.
Işığın sönmemesi.
Yetmekten daha önemli bir şey var
Belki yaşam
bütçemiz ideallerimizin tamamına yetmeyecek.
Çünkü insanın
idealleri çoğu zaman ömründen daha büyüktür.
Ama mesele her
şeyi tamamlamak değil.
Bayrağı bir sonraki kişiye biraz daha ileri taşıyabilmek.
Bizden önce
yanan meşaleyi biraz daha ileri götürmek…
Bizden sonra
geleceklerin yolunu biraz daha aydınlatmak…
Bir sonraki
kuşağa “devam edin” diyebilecek bir zemin bırakmak…
Belki gerçek
başarı budur.
Çünkü bazı
idealler bir ömre sığmaz.
Ama bir ömür, o
ideale atılmış anlamlı bir adıma dönüşebilir.
Ve şimdi…
Bana sorulan
soruya bir kez daha dönüyorum:
“Yaşam bütçeniz idealleriniz için yetecek mi?”
Cevabım bugün
daha net:
“Yeter mi bilmiyorum…
Ama yettiği kadarını değil,
gerektiği kadarını vermeye devam edeceğim.”
Çünkü hayatın
uzunluğunu biz belirleyemeyiz.
Ama hayatımızın
yönünü belirleyebiliriz.
Belki ömrümüz
bütün ideallerimizi gerçekleştirmeye yetmeyecek.
Ama bizden önce
yürüyenlerin açtığı yoldan ilerleyecek, bizden sonra geleceklerin yolunu
aydınlatacak kadar zamanımız, cesaretimiz, inancımız ve yüreğimiz var.
Öyleyse bugün
kendimize şunu söyleyelim:
Yetmek zorunda değiliz…
Vazgeçmemek zorundayız!
Çünkü biz bir
yolun son yolcuları değiliz.
Bir emaneti geleceğe taşıyanlarız!
Ve unutmayalım:
Bir insanın ömrü bir ideali gerçekleştirmeye yetmeyebilir;
ama bir ideal, nice ömürleri anlamlı kılabilir.
Belki yaşam
bütçesi, kaç günümüz kaldığının hesabı değildir.
Hangi güne anlam
kattığımızdır.
Hangi insana
umut olduğumuzdur.
Hangi gencin
yoluna ışık tuttuğumuzdur.
Hangi değeri
bizden sonrakilere emanet ettiğimizdir.
Ve bir gün perde
kapanıp yaşam bütçemizin son satırı yazıldığında…
Geriye ne kadar
harcadığımız değil, neye inandığımız, ne için yaşadığımız
ve bizden sonra neyin yaşamaya devam ettiği kalacaktır.
İşte o gün
dileğim şudur:
Ömrümüz yetmiş mi, diye sorulmasın.
Ömrümüzden ne kattığımız hatırlansın.
Ve şimdi hep
birlikte…
Bize düşen zamanı tüketmek değil, zamana iz bırakmak.
Bize düşen yalnızca bugünü yaşamak değil, yarını kurmak.
Bize düşen ışığı kendimizde tutmak değil, bizden sonrakilere taşımak!
Çünkü…
Ömür bizim.
İdeal bizim.
Sorumluluk bizim.
Gelecek bizim!
Ve yaşam
bütçemizin yettiği kadar değil…
İdeallerimiz gerektirdiği kadar vermeye hazırız!
Yolumuz uzun
olabilir.
Ama inancımız
daha uzun.
Meşale elimizde.
Yol önümüzde.
Gelecek bizi bekliyor.
Ali Kâmil UZUN
Yorumlar